31 Ocak 2010 Pazar
28 Ocak 2010 Perşembe
Prototype
"Benim adım Alex Mercer, tüm bunların sorumlusu benim. Bana katil dediler, bir canavar ve terörist. Ben bunların hepsiyim
Herşey 1969 yılında İdoha'nın Hope kasabasında başladı. Adının tam zıttı bir şekilde bu şehirde tüm umutları öldürülecek gizli bir deney yapıldı. Yıllardır devletle çalışan GENTEK şirketi ve Blackwatch özel ordusu bu kabada yaratıkları tehlikeli bir genetik virüsü denediler. Virüs insanların genlerini mutasyona uğratıp onları birer akılsız zombi canavar karışımı yaratıklara çeviriyordu. Hope Idoha kontrolden çıkmıştı virüs herkesi dönüştürürken tek kişi bundan kurtuldu. Elizabeth Green adlı bu genç hipi kız başına geleceklerden habersizdi. Virüse tamamıyla direnmişti. Vücudunda hiçbir değişiklik yoktu. Genleri ise virüsü kabul edip onlarla ortak yaşam oluşturmuştu. Green dışında kontrolden çıkan Hope kasabası gizli bir operasyon sonucu Nükleer bombayla haritadan silindi. Devler bu gizli operasyonu ört pas etti ancak Blacklight adı verilen virüs yaşamaya devam etti. GENTEK'te çalışan birçok bilim adamı gibi Alex Mercer virüsle ilgili araştırmalar yapıyordu. Oyunun içinde zamanla öğreneceğimiz nedenlerden dolayı, Mercer virüsden etkilendi ve Zeus kod adlı müthiş silah haline geldi.
Klişe bir konu ama yaratıcı özellikler
Oyuna müthiş bir giriş videosuyla başlıyoruz. İzlediğim en iyi videolardan birisiydi diyebilirim. Oyunda yapılabilecek her şeyi özetliyor bu video. Ağzımız açık izliyoruz. Video bittikten sonra Blackmail virüsüyle etkilenmiş New York şehrini görüyoruz. Şehrin yüzde 60'ı salgından etkilenmiş. Her yer kargaşa içerisinde. Bu aslında oyunun ortası oluyor. Alex hemen her gücüne sahip. Oyun bu güçleri bize kullandırıp ağzımıza bir parmak bal çalıyor. Biraz etrafı dağıttıktan sonra, her şeyin en başına dönüyoruz. Bu sefer bir morgdayız. İki doktor sedyede yatan ceset üzerine konuşuyorlar. Adının Alex Mercer olduğunu söylüyorlar. Bu konuşma devam ederken ceset kalkıyor ve oradan kaçıyor. Ancak Alex hiçbir şey hatırlamadığını fark ediyor. Çok geçmeden yeni yeteneklerini keşfetmiş oluyor. Oyunun en farklı yönlerinden birisi de bu. Alex'in hafızasını yitirmiş olması klişe ama onu geri kazanma yolumuz çok yaratıcı. Alex'in vücudunu kaplayan virüs ona müthiş güçler veriyor. Bunlardan birisi de öldürdüğümüz insanların hafızlarını görmek. Zeus düşmanlarını emip tüketebiliyor. Bu mecazi anlamda değil cidden onları emiyor, hem onların yeteneklerini hem de hafızalarını kazanıyoruz. Hafıza kazanında çıkan kısa videolarla hikayeyi yavaş yavaş öğreniyoruz. Ancak bu videoların bazılarında rahatsız edici görüntüler var. Videoların yarısı gerçek insan görüntüleriyle hazırlanmış. Bunlar sonra oyunun görüntüleriyle birleştirilmiş ve ortaya ilginç bir ortam çıkmış. Ayrıca Alex'in beynindeki hafıza yollarını gördüğümüz özel bir menüye sahibiz. Buraya girdiğimiz zaman, videoları düzgün bir sıraya koyup tekrar izleyebiliyoruz. Alex bir kız kardeşi olduğunu fark ediyor onun yanına gidiyor böylece hikaye de başlamış oluyor. Prototype'in oyun mantığı dev bir şehir haritası içinde dolaşıp istediğini yapmak. Kısacası olayı GTA 3 ve 4 tarzında. Alex bir süre sonra güçlerinin varlığını fark ediyor. Böylece oynanışta yavaş yavaş değişmeye başlıyor. Daha önce çok süper kahraman oyunu oynadık. Şehirler de dolaştık altını üstüne getirdik. Ama hiç bu kadar serbest ve ölümcül değildik. Zeus duvarlarda yürüyor, binadan binaya atlıyor, koca arabaları sanki gazete kağıdı gibi fırlatıyor.
İlk kez duvarda yürüdüğüm zaman aldığım zevki anlatamam bu ancak yaşanabilir. Üstelik bunu öyle gerçekçi bir şekilde yapmışlar ki, hiç de oyunda gibi hissetmiyorsunuz. Zeus'un vücudundaki virüs onu Venom'a benzer bir hale getiriyor. Güçlerimizi kullanırken etrafımızda siyah bir çeşit zift oluşuyor. Alex Terminator 2'deki T -1000 gibi vücudunu çeşitli silahlara dönüştürebiliyor. Bu konuda ilk aldığımız güç pençeler. Bir anda Wolverine'e dönüyoruz. İnsanları ikiye bölüyor ve parçalayabiliyoruz. Bir binanın tepesinden aşağıya atlıyoruz ve yerde ufak çapta bir delik açıyoruz. Gürültüyü gören insanlar ilk başta ne olduğunu anlamadan bize bakıyorlar. Ancak hikaye ilerleyip de virüs yayıldıkça insanlar bizi görünce kaçmaya ve korkmaya başlayacak. Her ne kadar kılıf uydurmuş olsalar da oyunun başlarında çok garip geliyor bu durum. Bir den duvara atlayıp tırmanıyorsunuz, gökdelenin tepesinden düşüyorsunuz adamlar sadece "abi iyi misin?" diye soruyor. Binadan binaya atlarken aşağıya düşüyorsun, oradan birisi "dikkat et kendine" diyor. Başlarda bu gerçekçiliği bozmuş. Hadi süper kahraman oyunlarında bu o kadar dikkat çekici olmuyor. Ne de olsa elini sallasan süper kahramana çarpan bir ortam. Her gün görüyorsun, bari biraz daha tepki verselerdi. Zeus'un Hulk'u andıran sorunları var. Bir bilim adamıyken, süper güçlü bir hale gelmiş. Ordu ise onu yakalayıp silah haline getirmek istiyor. Peşimiz de General Randall adlı psikopat bir general var. Tüm New York şehri karantinaya alınıyor ve askerlerin öncellikli hedefi biziz. Hulk'daki General Ross ve Bruce Banner olayı tekrarlanıyor.
Alex Mercer
New York şehri dünyanın en kalabalık ve büyük şehirlerinden birisidir. Ancak bu şehir artık asla eskisi gibi olmayacak. Yapımcıların aklına gelen fikir bu şehirde, üstün güçleri olan bir adam olarak dolaşmak, her şeyi dağıtmak etrafın altını üstüne getirmek. Fragmanlarında bunu görmüştük. Oyunun giriş demosunda da bunlar vardı. Açıkçası bir satış taktiği olarak fragmanlarda oyunun özelliklerin abartılmasına alıştım. Ancak çok az oyunda fragmanda gördüğümüz her şeyi ve hatta daha fazlasını birebir yapabiliyoruz. Oyunun temelindeki kalabalık bir şehirde üstün güçlere sahip olma fikri, Prototype'da sonuna kadar yansıtılmış. Şehir gerçekten yaşıyor, insanlar dolaşıyorlar, trafik sıkışıyor. Bir şehirde görebileceğiniz ve canınızı sıkacak her şey var. Aşağı yukarı bir yıl önce Hulk filminin oyunu çıkmıştı. Bu oyunda tek iyi şey yine bu şekilde bir şehirde istediğiniz gibi dolaşmak, binadan binaya atlamak ve etrafı parçalamaktı. Ancak Prototype bu duyguyu doruğa ulaştırmış. Şehir hayatına uyuz olup da etrafı yıkmak isteyenler için oyun Nirvana olmuş. Baştaki eğitim bölümünde, süper güçlerin neler yapabileceği çok iyi anlatılmış. Oyunun başında geçireceğiniz ilk birkaç saat hayatınızdaki en büyük zevk olacak. Prototype'da bir seviye atlama sistemi var. Öldürdüğümüz herkes bize belirli bir tecrübe puanı veriyor. Ancak oyunun garip kısmı, hayatımızda tecrübe puanlarına bağlı. Öldürdüğümüz düşmanlardan kırmızı bir çeşit orb çıkıyor. Bu oyunun gerçekliğini biraz baltalasa da onları toplamak zorundayız. Yeterince tecrübe puanı alınca, çok geniş bir menüden kendimize yeni güçler seçiyoruz. İlk başlarda Core yazan güçleri seçmenizi tavsiye ederim. Çünkü bunlar ana güçler. 3-4 görevi bitirdikten sonra Alex tüm güçlerine sahip olmuş oluyor. Bundan sonra bize kalan bol bol tecrübe puanı alıp onu daha da geliştirmeye çalışmak. Sonuçta Zeus en üst gücüne ulaştığı zaman şehir bizim için oyuncak oluyor.
Alex ellerini pençeye, tek kolunu dev bıçağa ya da kırbaca, kollarını ise Hulk'u andıran dev kaslı kollara dönüştürebiliyor. Bunların her birini upgrade etmek mümkün. Bu silahlarımız daha ölümcül oluyor. Aksiyon ve özgürlük oyunun temelini oluşturuyor. Yapabileceklerimiz hayal gücümüzle sınırlı. Bir örnek vermek gerekirse, peşimizde helikopter ve ordu mu var. Sokaktaki insanları labut gibi devirerek hızlıca koşun, bir binanın tepesine zıplayın oradan devam edin binada koşmaya. Helikopterle aynı hizaya gelince, kolunuzu bıçağa çevirip helikopterin üzerine atlayın. Daha sonra helikopteri havada biçin. Aşağıya düşün onunla. Kolunuzu Hulk'dan esinlemiş kaslı hale getirin. Helikopter enkazını alıp, karşınızdaki tanklara fırlatın. Sorun kalmasın. Böyle bir sahneyi aksiyon filmlerinde bile zor görürüz. Oyunda GTA'daki gibi bir kırmızı alarm durumu var. Ancak bunun için sadece askerleri öldürmeniz lazım. Zombileri ve insanları öldürünce asker pek sallamıyor. Anlayacağınız pek bir benciller. Bu kaslı kollar ve dev bıçak sayesinde, koskoca tankları oyuncak gibi parçalayabiliyoruz. Benim favori silahım ise kırbaç oldu. Oyuna en renk katan silah olmuş. Kırbaç sayesinde, 50-60 metre uzağımızdaki insanları bile parçalayabiliyoruz. En güzeli ise uzaktaki eşyaları insanları ve araçları kendimize çekebiliyoruz. Peki, bu ne işe mi yarıyor? Onu da birazdan anlatacağım. Alex yaşamak ve XP almak için insanları tüketmek (consume) zorunda. Bunu şu şekilde yapıyoruz herhangi bir zombi ya da insanı yakalıyoruz. Daha sonra farenin sol tuşuna basıyoruz ve her silah için 3-4 tane farklı öldürme yöntemiyle insanları tüketiyoruz. Buradaki animasyon çok etkileyici olmuş. Şu yazımın üst kısımlarında bahsettiğim Venom olayını en iyi burada anlıyoruz. Zeus'un vücudundan siyah kollar çıkıyor insanı alıp tüketiyor. Böylece XP ve hakkımız doluyor. Ayrıca tükettiğimiz insanların kılığına girebiliyoruz. Oyundaki en yaratıcı özelliklerden birisi bu olmuş. Düşmandan kaçmak için bol bol kullanılması gereken bir güç bu. Özellikle dövüşler sırasında bunu çokça yapmanız lazım. Çünkü oyunun şöyle bir mantığı var. Biz ne kadar güçlenirsek düşman da daha çok güçleniyor. Mesela upgareden önce iki helikopterle mi geliyorlar. Bu sayı upgaredden sonra üç ve dörde çıkıyor. Ancak Alex bunlara karşı savunmasız değil. İki tane kalkanı da var. Birincisi oyunun yarısına kadar kullandığımız Zeus'un vücudundaki virüsün ortaya çıkarttığı dev bir şövalye kalkanı. Diğeri ise oyuna görsel olarak zevk veren bir vücut zırhı olmuş. Zeus'un tüm vücudu zırhla kaplanıyor ve çok karizmatik bir hal alıyor. Ancak zırh varken fazla uzağa zıplayamıyoruz, daha hantal bir hal alıyoruz.
Trafik derdine son!
Oyunda Freerun'a benzeyen bir sistem var. İstediğimiz gibi her binaya ve eşyaya tırmanıyoruz. Ayrıca binalardan binaya süzülme gücümüzde var. Bu gücü en son seviyeye getirince, Alex en uygun tabirle uçmaya başlıyor. Ancak ivmesini kaybedince hemen yere çakılıyor bunu iyi ayarlamak lazım. Yapımcılar koşma efektini çok gerçekçi yapmışlar. En az Mirror's Edge kadar etkileyici. Freerun ise Assasin's Creed ile yarışacak halde. Hatta Assassin deki bazı açı ve kontrol sorunlarını bu oyun çözmüş. Ancak sisteminde kendi sorunları var tabii. Upgardelerin hepsi bitince bir süre güce sahip oluyoruz. Gücümüzün zirvesinde olmanın kötü yanıysa, yine gücün kendisi olmuş. Peki, bu nasıl mı oluyor? Oyuncuyu simülasyon gibi onlarca tuşla uğraştırmak istemeyen yapımcılar, tek tuş olayına gitmiş. Bir tuşa basma şeklimiz süremiz ya da çeşitli tuş kombinasyonları farklı güçleri ortaya çıkartıyor. İşte bu da sorunun kendisi olmuş. Çünkü dövüş sırasında, hızlıca tuşlara basarken, çok alakasız güçler ortaya çıkabiliyor. En önemlisi acil bir yerden bir yere kaçmamız gerekirken, cam ve kapı eşikleri sorun çıkartıyor. Alex tavanlara tırmanamadığı için takla atıyor burada. Diyelim ki tam gökdelenin tepsine çıktınız kaçacaksınız, bir anda eşik çıktı. Zeus sağ olsun bir güzel takla atıyor. Bize düşmana yem ediyor. Assasin's Creed'e benzeyen kısımlar sadece freerun değil. Alex'in tipinde de bir Altair özentiliği var. Sanki tek başına bir kahraman değilmiş de AC oynayıp gaza gelmiş bir insan gibi duruyor. Zeus, kot pantolon deri ceket ve sivri burun ayakkabı giyen ve anlaşılan modadan pek anlamayan birisi. Tamam bunları anladım dikkat çekmemek istiyor. Ama kostümdeki kapüşonun nedenini çözebilmiş değilim. Hiçbir işe yaramadığı gibi, bir çekiciliği de yok. Yapımcılar, sadece Alex'e saç modellemesi yapmaktan kurtulmuşlar o kadar. Oyunun yaşayan bir şehre sahip olduğunu daha önce yazmıştım. Prototype'ın en ilginç özelliği ise yaratıkları müthiş panik havası. Yıllarca şehre saldıran uzaylı ve dev yaratıkları izledik. Filmdekilerden bile daha müthiş bir panik havası yaratılmış. İnsanlar bir birlerini eziyor, arabalar bir birlerine çarpıyorlar. Herkes bir olay çıktığında kaçmak için uğraşıyor. Alex ne kadar müthiş güçlere de sahip olsa, yine de bu kadar büyük bir şehirde sadece tabanvay dolaşmak olmaz. Karakterimiz tank ve helikopterleri çalıp etrafta dolaşabiliyor ve düşmanların canını okuyabiliyor. Araçların kontrollerini yapımcılar iyi kotarmışlar. Genelde çoklu araçlı oyunlarda, araç kontrolleri saçma olurdu. Burada hem araçlar olması gerektiği gibi hareket ediyor hem de kontroller de sorun yok. Ancak tank ile giderken panik içindeki insanların, "gel beni ez bir" şeklinde önümüze atlaması çok saçma olmuş.
Her dev haritalı oyunda olduğu gibi Prototype'da da çeşitli yan görevler var. Bu tarz oyunların en büyük eksikliği yan görevlerin kendini tekrar etmesiydi. Yani her şey rutinleşiyordu bir süre sonra. Yapımcılar bu sorunu aşmak için şöyle bir çözüm bulmuşlar. Görevler belirli kategorilere sahip, en hızlı şekilde bir yere ulaşma, askeri üstte sızma gibi. Ancak her görevi aldığımızda, bu işi farklı yoldan yapıyoruz. Mesela bilgi toplamamız mı lazım, birisinde haritada farklı yerlerde olan adamları yakalayıp tüketmemiz lazım. Diğerinde, askeri üstse sızım oradaki insanları tüketip bilgileri almamız lazım. Hızlı ulaşmada ise, birinde binaya hızlıca çıkmamız lazımken, diğerinde ise binadan binaya hızlıca atlıyoruz. Türevi oyunlara göre bir artı özellik olmuş bu. Ancak yine de kendi rutinine sahip. Oyunun haritasına baktığımız zaman, mavi ve kırmızı bölgeler göreceğiz. Mavi bölgeler askerlere ait, kırmızılar ise salgının olduğu yerler. Giderek bu iki yerde büyüyor. Askeri bölgelere sızıp, önemli insanları tüketip güçlerimizi artırabiliyoruz. Alex kendi silah olduğu gibi askerlerinde silahlarını kullanabiliyor. Ancak bunların daha etkili olması için, önemli askerleri tüketmek lazım. Böylece araç kullanımı ve silah kullanımı daha önemli hale geliyor. İşimiz bittikten sonra ise bu üstleri yok etmemiz gerekiyor. Bu eğlenceli olduğu kadar da zor bir iş olmuş. Resmen koca bir orduyla çarpışıyoruz. Ancak üstte yok edince, askerlerin gücü azalıyor. Biz ise hatırı sayılır bir tecrübe puanı kazanıyoruz. Gelelim oyunun teknik özelliklerine. Grafik olarak Prototype öyle çok müthiş değil. Ancak sıradan bir oyunda sayılmaz. En çok uğraşılan şey patlama efektleri ve parçalanan cesetler olmuş. Şöyle bir sorun da var, oyunun en düşük grafikleri 6-7 sene önceki oyunlar gibi. Tüm grafik ayaları en yükseğe getirilirse daha bir göze hoş geliyor. Ayrıca bazı oyuncularda, düşük ayalar sorun çıkartırken yüksek ayalarda çok rahat bir oynanışla karşılaşmışlar. O yüzden şansınızı deneyin. Sesler ise 7+1 şeklinde kaydedilmiş halde. Ancak ben de nedense sesler çok kısık çıktı. Müzikler her ne kadar bazen yetersiz kalsa da genel olarak aksiyona uygun ve insanı bu konuda teşvik ediyor. Son söz olarak Prototype yazın en iyi aksiyon oyunu. Yılın ise en iyi oyunlardan birisi. Ancak başta vaat ettikleri gibi büyük bir devrim yapmadılar. Tabii ki kendi içlerinde birçok ufak devrim yapmışlar. Ancak günümüz oyuncusunun beklentileri çok yüksek. Aksiyon seven sevmeyen herkesin bu oyunu tecrübe etmesi lazım. Özellikle dövüş sahnelerinde yer yer giren yavaş çekimlerle oyun filmlere taş çıkartacak halde. Büyük şehirde yaşayan herkes stres atıp, şehrin dertlerinden kurtulmak için bu oyunu denemeli.
Oyundan bazı fotoğraflar
http://oyun.pclabs.com.tr/wp-content/uploads/2009/06/0.jpg
http://selectstartgames.files.wordpress.com/2009/06/prototype_042508_7263.jpg
http://fusedfilm.com/wp-content/uploads/2009/07/prototype.jpg
http://www.sundren.org/images/prototype2.jpg
http://www.trgamer.com/yazi.asp?id=2620
http://serkandanis.blogspot.com/
22 Ocak 2010 Cuma
Linkin Park Live @ Rock In Rio Video Download
Videonun boyutu 1.41 gbtır.
Part 1
http://www.2shared.com/file/10799145/e589c414/Linkin_Park_Live___Rock_In_Rio.html
Part 2
http://www.2shared.com/file/10804728/c7c36be4/Linkin_Park_Live___Rock_In_Rio.html
Part 3
http://www.2shared.com/file/10806264/6dbe8ab/Linkin_Park_Live___Rock_In_Rio.html
İyi seyirler.
http://serkandanis.blogspot.com/
20 Ocak 2010 Çarşamba
Mike Shinoda'nın Linkin Park 10 Yıl Listesi
5- PLAK ŞİRKETİNE KENDİMİZİ TANITMAK…YANLIŞ YOL
90 ların sonunda her büyük plak şirketi için çalmış ve geri çevrilmiştik (ve bir çok indies plak şirketi dahil). Warner Bros. Başlangıçta bizden vazgeçmişti ama düşüncelerinde bir değişiklik oldu grupla sözleşme imzalamaya karar verdi. Kısa süre sonra, yeni takım arkadaşlarımızı etkilemeye karar verdik (WB çalışanlarından bahsediyor). Hemen tüm WB ekibine bir mesaj yolladık: Onlarla tanışmak istedik. Bir tarih kararlaştırdık ve konferans salonlarını aldık. Onlarla oturduk, şakalaştık ve onlara ana hatlarıyla kim olduğumuzu, neler tasarladığımızı, nasıl müzik düşündüğümüzü, pazarlama ve fan club ı ele alan evraklar verdik.
Bir an için kayıt işinde tecrübeli orta yaşlı biri olduğunuzu hayal edin. Büyük işler yaptınız ve yaptığınız şeyin iyi olması için iyice düşünüyorsunuz. Sonra genç, kendini ispatlamamış, yeni sözleşme imzalamış bir şarkıcı sizinle toplantı odasında buluşuyor ve elinize işinizi nasıl yapacağını anlatan yığınla kağıt veriyor. Ne?
Sanırım dublörlüğün ne kadar riskli olduğunu bilmiyorum. Şanslıyız, bu küstahlığımıza bayıldılar ve bizimle çalışmaya karar verdiler. Tüm Warner ekibi yeni anlaşma imzalanan gruptan bahsediyordu.4- ŞANGAY STADYUMU, 18 Kasım 2007
Şangay’a varana kadar şovun özel olacağını biliyorduk…Ama hiçbir fikrimiz yoktu. Havaalanında buluştuğumuzda, tanıtım ve plak şirketi ekibimiz bizi son iki rock grubu Nine Inch Nails ve The Rolling Stones’un Çin’de çaldığı yönünde bilgilendirdi. Yabancı rock grubu olarak en büyük konseri Stones’un verdiğini, yaklaşık 12 bin kişinin izlediğini anlattılar.
Varmadan önce, konserin polis tarafından yoğun bir şekilde korunduğunu gördük. Alanda her birkaç adımda -HER YERDE- üniformalı memur duruyordu. Silahlı olduklarından emin değildim ama bu bizim için kesinlikle farklıydı. Polisin isyan, şiddet vb. durumlara karşı koymak için hazırlandığı bilgisini aldık. Bu saçmalık beni çok korkuttu. Bazı fanları bir şeyler fırlatırken resmettim, önceleri burada şiddet patlak veriyormuş ve yabancı Rock grupları Çin konserlerini uzun bir süreliğine yasaklamış.
Yersiz bir korku olduğunu düşündüm. Daha sonra bir ayaklanma olursa tam olarak yukarıdaki gibi bir senaryonun olacağı bilgisini aldım.
Şanslıyız, Çinli hayranlar – ve biz ve ekibimiz – asla böyle bir yola gitmedi. Kariyerimizin en ilginç ve önemli gösterilerinden biriydi. Hatta müziğe eşlik edip kafa sallayan polisleri gördük.
3- LINKIN, LINCOLN DEĞİLBazılarınızın bildiği hikaye: Stüdyoda ilk albümümüzü yazarken, grubumuza Hybrid Theory dedik. Hybrid adında başka bir grup daha vardı ve onlarla karıştırılmamızı istemediler (plak şirketi). Kabul ettik. Hollywood’daki kirli ve ucuz prova yerimizde otururken bir dizi isim ortaya attık. Sadece bir tanesi çok hoşumuza gitti “Lincoln Park”.
O zamanlar insanların yarısının e-posta adresi ve internet erişimi olduğunu biliyorduk. Çevirmeli bağlantı inanılmaz (?) yavaş. Grubun mail listeleri telefon numaraları ve ev adreslerinden oluşuyordu. Birisi (Bu Brad olabilir) lincolnpark.com’un alınmasının önemli olduğunu önerdi. Denedik ama alınmıştı.
Domain sipariş etmek için küçük ve basit bir kararla yeni potansiyel grubun adını “Lincoln” den “Linkin” e değiştirmek gerekti.
Daha önce bu yolu denemiştim: Merkezi bir noktadan başlayıp ve bir yol çizdikten sonra yönü 1 derece değiştirmek ve ikinci bir yol çizmek için iki bitiş noktasının birbirine yakın olması gerekir. Bu hayali bir şey olarak görünebilir. Ama birbirinden yüzlerce mil uzaktaki iki noktayı birleştirmek, yüzlerce mil yol inşa eder. Bazen küçük bir değişiklik veya karar seçtiğiniz yöne güçlü bir etki katar.
2- MINUTES TO MIDNIGHT2007’ye hızlıca saralım: MTM grup için özel bir albümdü. Hayranlar şarkıların ve yaklaşımın farklı olduğunu biliyordu. Ama burada köklü bir değişim gördüğümü hatırladım, bu değişimi hem kişisel hem de grup olarak Rick bize yardımcı olarak verdi. (Rick Rubin Linkin Park’ın prodüktörü). Bu tam zamanıydı, yaratıcıydık, grup içinde elemanlar birbirine daha önce olduğundan daha fazla yakınlaştı. Daha fazla arkadaşlık ve kolektif yaratıcılık vardı. Müziği düşünmeden söyleyecek olursak, grup bu albüm üzerinde çalıştığı 12-18 ay içinde çok değişti. Sanırım çok büyüdük, albümü yaparken çok eğlendik ve çok daha iyi arkadaş olduk.
O zamanlardan bulduğum birkaç fotoğrafı koyuyorum:
1-PHOENIX’İN DÖNÜŞÜ
Basçımız Phoenix ver gitaristimiz Brad üniversitede oda arkadaşıydı. Başlangıçta hepimiz çaldık ve kaydettik…ama Phoenix başka bir gruba kendini adamıştı. Bizimle tanışmadan önce onlarla yakın arkadaştı ve onlar küçük bir tura çıktığında onlarla birlikte gitti. Adamcağızı gruba geri getirmek için bir yıl harcadığımızı düşünüyorum. Onsuz tura çıktığımızda, grup içinde homurdanmalara neden olmuştu. Kimyamızın gittiğini biliyorduk.
Bazı insanlar onun geri geleceğini düşünüyor çünkü biraz başarı ve para kazanmaya başlıyorduk. Biliyorum Dave, bu sadece küçük bir denklem, her şeyin her hangi bir parçasıysa. Diğer arkadaşlarına bir söz verdi ve tamamen bu yolla verdiği sözü planladı. Diğer grubu yön belirleyene kadar Linkin Park’a dönmedi.
Samimi söylüyorum eğer o olmasaydı, grubumuzda bir tür dinamik bölünmesi olurdu ve grup farklı (çok olumsuz) bir yöne giderdi.
Özellikle ilk günlerde Phoenix’in yatıştırıcı varlığı ve bir sesin sebebi vardı. Geri döndüğü için çok şanslıydık.
Umarım listeyi beğendiniz. Burada aklımda kalmış bizim için büyük şeyler, kişiler, grubun kariyerinde kilometre taşı olmuş şeyler vardı. Ama biliyorum ki onlar olmadan bugün burada olamayacaktık.
Önümüzdeki yılda, yeni bir albüm ve her ne varsa Linkin Park’ın gelecek 10 yılında görüşmek üzere.
Mutlu yıllar!
-ms
http://serkandanis.blogspot.com/