Serkan Danış
Soulmate
30 Ekim 2011 Pazar
Eğitim Şart
Yer Japonya. Dünyanın ve Japonya'nın en yıkıcı depremi belki de. Sadece bu cümle durumun vahametini anlatmaya yeter. Bi de buna ek olarak internette ararken bulduğum güzel bir yazı.
http://www.bugun.com.tr/kose-yazisi/155550-japonya-bir-soru-bircok-takdir-makalesi.aspx
Tayland defalarca olduğu gibi yine sular altında. Çıt çıkmıyo, yetkililer tecrübeli, her şey kontrol altında. Bi bayanın elinde megafon, spor salonunda sırasıyla herkesin çadır almasını sağlıyor.
Burası da Van.
http://video.cnnturk.com/2011/haber/10/26/yardim-kamyonunu-canli-yayinda
Garip, çaresiz halkımın görüntüsü. Oraya sadece felaket olduğunda bişeyler göndermek günü kurtarmaktır. Oraya çadır götürürken yol, su, elektrik, sağlık, istihdam, güvenlik de götürüceksin. Peki götürmen gereken en önemli şey ne? Eğitim.
8 Temmuz 2011 Cuma
Bukalemunların Çiftleşme Sezonu
Biriniz de çıkıp "Polis devleti bu, her zamanki adalet düzeni" demediniz bu şike soruşturması için. Hayretler içindeyim. Bi taraflarınızda dönen kılın verdiği kuyruk acısı gibi acınızla saldırmaya başladınız Fenerbahçe'nin adı geçince. Sadece tuttuğunuz takımın (ona bile inanmıyoruz ya neyse) bile önüne geçen anti-Fenerbahçe güdülerinizle sığ espriler yaptınız. Sizin için önemli olan kaçıncı olduğunuz, Türk futbolunun alacağı zarar değil, "Daha nasıl bu içimizdeki ezikliği dışa vurabiliriz?" di önemli olan. Sanki sizin tuttuğunuzu zannettiğiniz takımların yöneticileri ak sütten çıkan kaşıkmış gibi !!!
Birden adalete olan güveniniz pekişti, Fenerbahçe'nin ne zaman küme düşürüleceğini beklemeye başladınız. "Suçu ispatlanana kadar herkes masumdur." temel hükmü hiçe sayarak sırf imajı kötü diye bir başkanı yerin dibine sokmaya çalıştınız. Bunun sizin seviyenize karşılık gelen tek bir açıklaması var: Size "koymaya" başladıktan sonra altımızdan bir türlü kalkamayışınız.
Türk futbolunu düşünen aklı selim bir insan bu düşüncelerin yanından bile geçmez. Sizdeki bu nasıl bir çıbandır ki konuşmaya doyamadınız. Şampiyon olsanız bu kadar sevinemezsiniz çünkü siz futbolun barzolarısınız, çünkü siz anti-Fenerbahçeli olduğunuz için şampiyonluğunuzdan bile bu olayın verdiği hazzı alamazsınız. Siz takım sevgisinden yoksun kımıl zararlılarısınız. Allah sizin gibi sığ düşünce şekli vermesin kimseye.
Siz kahve muhabbetini yaparken bizler de Türk futbolunun küçülme tehlikesini endişeyle izliyor olacağız. Nefretinizden düşünmeyi unutmuş olabilirsiniz. Fenerbahçesiz bir lig hepinize zarar demektir. Fenerbahçe'yi yenmeden şampiyon olmak istemeyişiniz bile buradan geliyor bunu bile akıl edemiyorsunuz.
İddialar ciddi. Ortam çok bulanık. Öyle ki, bu soruşturmanın seçimden sonraya bilerek bırakıldığı gibi tehlikeli konuşmalar var. Kim seçimden önce milyonlarca oy kaybetmek ister ki?
Burada yapılması gereken en önemli şey bu soruşturmanın lastik gibi uzamaması. Suçu mahkeme kararınca onaylanana kadar 10 yıl içeride kalınabilen bir yasanın olduğu ülkede adaletin ne kadar hızlı işleyeceği belli değil. Geçen her dakika Türk futbolunun aleyhine işliyor. Bu pisliğe bulaşmış herkesin hak ettiği cezayı alarak bir yerden başlanması herkesin ve ülke futbolunun hayrına olacaktır.
Bir çoğumuz bu üzerimize atılan lekeye rağmen çubuklumuzu giymeye devam edeceğiz. Çünkü biz kişileri değil o renkleri o armayı seviyoruz. 104 yıllık tarihi olan bir çınarı en çok bu anlarda desteklemek gerektiğinin farkındayım. Sonuç her ne olursa olsun başımızı önümüze eğip yine kaldırmasını da bileceğiz. Kişileri istediğiniz gibi suçlayabilirsiniz ama insanların sevgi duydukları o formaya dil uzatırsanız bazılarınızın kalbi kırılabilir. En azından benimle konuşurken yaklaşımınız bu yönde olsun.
Futbolumuz için en hayırlısını diliyorum.
Birden adalete olan güveniniz pekişti, Fenerbahçe'nin ne zaman küme düşürüleceğini beklemeye başladınız. "Suçu ispatlanana kadar herkes masumdur." temel hükmü hiçe sayarak sırf imajı kötü diye bir başkanı yerin dibine sokmaya çalıştınız. Bunun sizin seviyenize karşılık gelen tek bir açıklaması var: Size "koymaya" başladıktan sonra altımızdan bir türlü kalkamayışınız.
Türk futbolunu düşünen aklı selim bir insan bu düşüncelerin yanından bile geçmez. Sizdeki bu nasıl bir çıbandır ki konuşmaya doyamadınız. Şampiyon olsanız bu kadar sevinemezsiniz çünkü siz futbolun barzolarısınız, çünkü siz anti-Fenerbahçeli olduğunuz için şampiyonluğunuzdan bile bu olayın verdiği hazzı alamazsınız. Siz takım sevgisinden yoksun kımıl zararlılarısınız. Allah sizin gibi sığ düşünce şekli vermesin kimseye.
Siz kahve muhabbetini yaparken bizler de Türk futbolunun küçülme tehlikesini endişeyle izliyor olacağız. Nefretinizden düşünmeyi unutmuş olabilirsiniz. Fenerbahçesiz bir lig hepinize zarar demektir. Fenerbahçe'yi yenmeden şampiyon olmak istemeyişiniz bile buradan geliyor bunu bile akıl edemiyorsunuz.
İddialar ciddi. Ortam çok bulanık. Öyle ki, bu soruşturmanın seçimden sonraya bilerek bırakıldığı gibi tehlikeli konuşmalar var. Kim seçimden önce milyonlarca oy kaybetmek ister ki?
Burada yapılması gereken en önemli şey bu soruşturmanın lastik gibi uzamaması. Suçu mahkeme kararınca onaylanana kadar 10 yıl içeride kalınabilen bir yasanın olduğu ülkede adaletin ne kadar hızlı işleyeceği belli değil. Geçen her dakika Türk futbolunun aleyhine işliyor. Bu pisliğe bulaşmış herkesin hak ettiği cezayı alarak bir yerden başlanması herkesin ve ülke futbolunun hayrına olacaktır.
Bir çoğumuz bu üzerimize atılan lekeye rağmen çubuklumuzu giymeye devam edeceğiz. Çünkü biz kişileri değil o renkleri o armayı seviyoruz. 104 yıllık tarihi olan bir çınarı en çok bu anlarda desteklemek gerektiğinin farkındayım. Sonuç her ne olursa olsun başımızı önümüze eğip yine kaldırmasını da bileceğiz. Kişileri istediğiniz gibi suçlayabilirsiniz ama insanların sevgi duydukları o formaya dil uzatırsanız bazılarınızın kalbi kırılabilir. En azından benimle konuşurken yaklaşımınız bu yönde olsun.
Futbolumuz için en hayırlısını diliyorum.
5 Haziran 2011 Pazar
22 Mayıs 2011 Pazar
Bize Herkes Trabzon
Gazete sayfalarından taşıyor sesleri; televizyon programlarından, radyolardan, dava dosyalarında dinlenen konuşmalardan. Meclis Başkanları konuşuyor; Kulüp başkanları, sekreterleri, ortak basın açıklamaları, mafya babaları çıldırmış gibi. Aklını kaybetmiş bu kalabalığın ortak dili Türkçe, cümleleri küfür, iddiaları yalan, delilleri komplo teorisi.
Belediye Başkanları "Fenerbahçeliliğimi dondurdum, bu sene şampiyon olamayacak" diye bağırıyor. Zamanında Fenerbahçe'de kaleci olmuş bir futbolcunun gol yemesinden bin teori uyduran taraftar, Ankara'da Fatih Tekke için pankart açıyor, tam bir hafta sonra bir anda sevdası Rıza Çalımbay oluyor.
Genel Başkanları İsviçre'de 8 hesabı olduğu iddia edilince iftiracılar, yalancılar diye köpüren partinin milletvekilleri, televizyon kanallarında "duyum" üstüne açıklama yapıyor "yalansa nasılsa ortaya çıkar" pişkinliğine hızla geçiyor. Meclis Başkanları "Trabzon'un Şampiyon olmasını istiyorum" diye bağırıyor, iki haftada bir kere. Ezeli rakibin takım kaptanı katılıyor koroya, canlı yayında.
Gençlerbirliği futbolcularının "Trabzon için oynadık" sesi, Karabüksporlu bir futbolcunun "saha içinde de iyi oynuyorlar saha dışında da" iftirasına karışırken, bir hafta sonra, Sivasspor'un Fenerbahçelilere ayırdığı tribüne kadar bulaşıyor yöneticilerin dilleri.
Ceza sahası içindeki açık müdahaleye penaltı çalınmasına "şaibeli" diyenler, Burak Yılmaz'ın ceza sahası dışında verilen penaltısında havaya zıplayanların ta kendisi.
Tam 10 sezondur yüzü kızarmadan Fenerbahçe'nin federasyonu, medyayı, hakemleri ve kuzey deniz saha komutanlığını parmağında oynattığını iddia eden, su testisi kriteri Hıncal, Darth Sidious tonuyla bağırıyor yeniden "penaltılar penaltı değil, Fenerbahçe'nin şampiyonluğu önceden belli."
Küme düşmeyeceği 31. hafta kesinleşenle, 17'de 17 parolasıyla yola çıkıp ilk 5'e gireninden, Fener maçında savunma öncelikli olarak sahaya çıkıp Trabzon maçında "açık futbolu" tercih edene kadar hepsinin ağzında delirmiş kelimeler.
Gümbürtüyü duyuyor musunuz?
Bu sarı lacivertin gelişinin paniği.
Gökkubbeyi yere indirseler, bastığımız toprağı bir halı gibi ayağımızın altından çekseler, ayı gümüş, güneşi altın diye önümüze serseler bir kez olsun dönüp bakmayacağız.
Anasını sikin diyen Mafya babalarının, İBB maçında 60.000 kişiye oynadığı zaman susan ama takvim Sivas olduğunda konuşan genel sekreterlerin, "saha içinde de saha dışında da iyi oynuyor" sözünden "deplasmanda da iyi oynuyor" sözünü çıkartan ancak "biz futbolu böyle oynarız" yazısından "yani nasıl oynarlarmış, ne demek bu" diye komplo teorisi yaratan zihniyetlerin inadına,
Şampiyon olamasak da, olmasak da, kupanın yanından geçemesek de,
Ben diyorum ki hüznümüzü gönlümüze bastırıp gururla duracağız karşınızda,
Bu manyak, bu akıldışı, bu ahlak dışı, bu rezil dünyanın tam ortasındayız bizler, işte aldığımız formalar kardeşim, işte gördüğümüz şampiyonluklar, işte bir Denizli maçından sonra kalbimize dercettiğimiz gözyaşlarımız var.
Çok acı gördük, çok büyüklük gördük, çok yükseldik ve düştüğümüz de oldu, hep daha iyi oynasınlar istedik, hep daha çok gol atıp yensinler. Yetmedi bize kardeşim 3-5, 6 olunca 10'u istedik.
Siz baktığınızda kahrolursunuz, bizin gönlümüzde Alex'in Ankaragücü'ne attığı gol değil, sanat. Orada heykel gibi bir duruş var, Michalengelo'nun Davud'u, orada topun inişi iniş değil, Van Gogh'un fırça darbesi, arkasından yükselen tezahürat değil, ses değil, gönüllerinizi yakan, gözlerinize yaş düşüren, Mozart'ın requiem'i.
Sarı lacivert çubukluyla çıktı mı bu çocuklar sahaya, oynadıkları top değil, sevgimiz, heyecanımız, çünkü iyiler de kazanır lan bu dünyada. Küfürlerinize rağmen kazanırlar, ağzınızı işgal edip dudaklarınızda iftira olan hırsınıza rağmen kazanırlar, Devlet Bakanlarınıza, nüktedan Başkanlarınıza, TBMM Başkanlarına, Büyükşehir Başkanlarına, her şey mübahtır anlayışınıza rağmen kazanırlar.
İpinden kopmuş komplo teorisyenleriyle çizdiğiniz algı gümbür gümbür sallanıyor ya her golde,
Lugano'nun vurduğu top fileye değil de, hepinizin hayallerine giriyor ya hani, geminin limana girişi gibi,
Mızrak gibi kalkıyor ya binlerce kol, onlar kol değil Davud'un Calut'un alnında patlayan sillesi.
Gümbür gümbür geliyoruz. Öyle afilli. Bembeyaz şortlarımız, bembeyaz çoraplarımız, simsiyah kramponlarımız yemyeşil çimlere her değdiğinde, titretiyoruz hepinizi, "yine kazanacaklar" diye.
Çünkü tam bitmişti derken kalkabilir Fenerbahçe. Malatya'ya yenilmesiyle dalga geçerken boğazınıza dizer Arena'da, İnönü'de, 19 Mayıs'ta, Atatürk Olimpiyat'ta, iki haftada bir Saraçoğlu'nda.
Çünkü top oynuyoruz kardeşim biz. 7 kişi 8 kişi 70 dakika kapanan takımlara karşı 90. dakikanın uzatmasının son saniyesinde didiniyoruz hala.
Çünkü manyaklığınızla uğraşıyoruz, yumruk atan adamları bağrınıza basmanızla, sahaya rakı şişesi atan adamları unutturmanızla, 17 yaş altı takımını kendi evinde dövenleri sahiplenmenizle, berabere kalan bir maç sonrasında maçta oynamayan bir takımı suçlayacak başkanlarınızla, hıncalınızla, ermanınızla, ağaoğlularla, evdeki son maçında bilet almayıp bir hafta boyu komplo teorisi kuran taraftarlarınızla, kafamıza attığınız mermerle, 5000 kişi sahayı bastığında "bahane arıyorlar" tiynetindeki başkanlarınızla, başka adamın formasıyla sporcusunu sahaya çıkartıp bunu herkese yedirmeyi bekleyen yöneticilerinizle, kimsenin kıymet vermediği gazete yazarlarınızla.
Şampiyon olmayalım,
Sarı laci sahaya çıktığında gümbür gümbür sağır ediyor ya kulaklarınızı, titriyorsunuz ya kupaya elimiz değecek diye, biliyorsunuz ya iyi olduğumuzu, her maçı izleyip kahroluyorsunuz ya, yalanınız, iftiranız son sığınağınız olduğunda bizim hala gözlerimizi yaşartan Alex'imiz var ya,
Mutluyuz yahu?
Biliyoruz kimin iyi kimin kötü olduğunu,
Görüyoruz kimin iftira attığını ve kimin iftiraya maruz kaldığını,
Duyuyoruz emek harcayanları ve emeği şikeyle, şaibeyle karanlığa boğmaktan haz alanları,
Umut kuruyoruz, hayal ediyoruz, bu pisliğin içerisinde güzel bir maç daha bekliyoruz,
Boğazınızdan geçmiyor ya hiçbir golümüz,
Gümbür gümbür geliyoruz.
Duyuyorsunuz, sokaklarda, caddelerde, gittiğiniz her yerde.
Önce uzaktan geliyor, sonra evinizin içinde, bir patırtı, karmaşa, gökgürültüsü gibi bir anda:
Fenerbahçe. Fenerbahçe. Fenerbahçe. Fenerbahçe.
Hiç böyle sevmediniz be kardeşim, İzmir'in alsancağında sarı lacivet bayraklar olacak pazar günü, aynı Sakarya'da, Düzce'de meydana asılacağı gibi. Sivas festival yapacak o gün, aynı Ankara'nın Kızılay'ında formalı çocukların güleceği gibi.
Babalar oğullarına forma alacak o gün, Lefter'i anlatacak bir kere daha, küçücük kızlar Alex'i izlemek için geçecek televizyonun karşısına, Kayseri'de 55 yaşında bir adam koltuğun üstüne çıkacak uğuru bozulmasın diye, Atina'da bir Fenerbahçe'li Hz. Meryem'den yardım dileyecek, Trablus'ta bir adam Allah'a dua edecek o gün. Şam'dan Bosna'ya, Bakü'den Edirne'ye kaç dilde yakaracaklar rablerine,
Gümbür gümbür geliyoruz,
Yapayalnız, tek başına, birbirinin halinden anlayanlarla, gökte uçan uçurtmaya bakar gibi balkondan sallanan bayrağa bakanlarla, sokakta Niang diye bağıran çocuğun neşesiyle, sağ kanattan bindiren Gökhan Gönül'ün teriyle, bağırmadan çağırmadan, iftira atmadan, kalbinden geçeni saklamadan,
Şampiyon olmak için geliyoruz.
Oradayız. Tam karşınızda.
Belediye Başkanları "Fenerbahçeliliğimi dondurdum, bu sene şampiyon olamayacak" diye bağırıyor. Zamanında Fenerbahçe'de kaleci olmuş bir futbolcunun gol yemesinden bin teori uyduran taraftar, Ankara'da Fatih Tekke için pankart açıyor, tam bir hafta sonra bir anda sevdası Rıza Çalımbay oluyor.
Genel Başkanları İsviçre'de 8 hesabı olduğu iddia edilince iftiracılar, yalancılar diye köpüren partinin milletvekilleri, televizyon kanallarında "duyum" üstüne açıklama yapıyor "yalansa nasılsa ortaya çıkar" pişkinliğine hızla geçiyor. Meclis Başkanları "Trabzon'un Şampiyon olmasını istiyorum" diye bağırıyor, iki haftada bir kere. Ezeli rakibin takım kaptanı katılıyor koroya, canlı yayında.
Gençlerbirliği futbolcularının "Trabzon için oynadık" sesi, Karabüksporlu bir futbolcunun "saha içinde de iyi oynuyorlar saha dışında da" iftirasına karışırken, bir hafta sonra, Sivasspor'un Fenerbahçelilere ayırdığı tribüne kadar bulaşıyor yöneticilerin dilleri.
Ceza sahası içindeki açık müdahaleye penaltı çalınmasına "şaibeli" diyenler, Burak Yılmaz'ın ceza sahası dışında verilen penaltısında havaya zıplayanların ta kendisi.
Tam 10 sezondur yüzü kızarmadan Fenerbahçe'nin federasyonu, medyayı, hakemleri ve kuzey deniz saha komutanlığını parmağında oynattığını iddia eden, su testisi kriteri Hıncal, Darth Sidious tonuyla bağırıyor yeniden "penaltılar penaltı değil, Fenerbahçe'nin şampiyonluğu önceden belli."
Küme düşmeyeceği 31. hafta kesinleşenle, 17'de 17 parolasıyla yola çıkıp ilk 5'e gireninden, Fener maçında savunma öncelikli olarak sahaya çıkıp Trabzon maçında "açık futbolu" tercih edene kadar hepsinin ağzında delirmiş kelimeler.
Gümbürtüyü duyuyor musunuz?
Bu sarı lacivertin gelişinin paniği.
Gökkubbeyi yere indirseler, bastığımız toprağı bir halı gibi ayağımızın altından çekseler, ayı gümüş, güneşi altın diye önümüze serseler bir kez olsun dönüp bakmayacağız.
Anasını sikin diyen Mafya babalarının, İBB maçında 60.000 kişiye oynadığı zaman susan ama takvim Sivas olduğunda konuşan genel sekreterlerin, "saha içinde de saha dışında da iyi oynuyor" sözünden "deplasmanda da iyi oynuyor" sözünü çıkartan ancak "biz futbolu böyle oynarız" yazısından "yani nasıl oynarlarmış, ne demek bu" diye komplo teorisi yaratan zihniyetlerin inadına,
Şampiyon olamasak da, olmasak da, kupanın yanından geçemesek de,
Ben diyorum ki hüznümüzü gönlümüze bastırıp gururla duracağız karşınızda,
Bu manyak, bu akıldışı, bu ahlak dışı, bu rezil dünyanın tam ortasındayız bizler, işte aldığımız formalar kardeşim, işte gördüğümüz şampiyonluklar, işte bir Denizli maçından sonra kalbimize dercettiğimiz gözyaşlarımız var.
Çok acı gördük, çok büyüklük gördük, çok yükseldik ve düştüğümüz de oldu, hep daha iyi oynasınlar istedik, hep daha çok gol atıp yensinler. Yetmedi bize kardeşim 3-5, 6 olunca 10'u istedik.
Siz baktığınızda kahrolursunuz, bizin gönlümüzde Alex'in Ankaragücü'ne attığı gol değil, sanat. Orada heykel gibi bir duruş var, Michalengelo'nun Davud'u, orada topun inişi iniş değil, Van Gogh'un fırça darbesi, arkasından yükselen tezahürat değil, ses değil, gönüllerinizi yakan, gözlerinize yaş düşüren, Mozart'ın requiem'i.
Sarı lacivert çubukluyla çıktı mı bu çocuklar sahaya, oynadıkları top değil, sevgimiz, heyecanımız, çünkü iyiler de kazanır lan bu dünyada. Küfürlerinize rağmen kazanırlar, ağzınızı işgal edip dudaklarınızda iftira olan hırsınıza rağmen kazanırlar, Devlet Bakanlarınıza, nüktedan Başkanlarınıza, TBMM Başkanlarına, Büyükşehir Başkanlarına, her şey mübahtır anlayışınıza rağmen kazanırlar.
İpinden kopmuş komplo teorisyenleriyle çizdiğiniz algı gümbür gümbür sallanıyor ya her golde,
Lugano'nun vurduğu top fileye değil de, hepinizin hayallerine giriyor ya hani, geminin limana girişi gibi,
Mızrak gibi kalkıyor ya binlerce kol, onlar kol değil Davud'un Calut'un alnında patlayan sillesi.
Gümbür gümbür geliyoruz. Öyle afilli. Bembeyaz şortlarımız, bembeyaz çoraplarımız, simsiyah kramponlarımız yemyeşil çimlere her değdiğinde, titretiyoruz hepinizi, "yine kazanacaklar" diye.
Çünkü tam bitmişti derken kalkabilir Fenerbahçe. Malatya'ya yenilmesiyle dalga geçerken boğazınıza dizer Arena'da, İnönü'de, 19 Mayıs'ta, Atatürk Olimpiyat'ta, iki haftada bir Saraçoğlu'nda.
Çünkü top oynuyoruz kardeşim biz. 7 kişi 8 kişi 70 dakika kapanan takımlara karşı 90. dakikanın uzatmasının son saniyesinde didiniyoruz hala.
Çünkü manyaklığınızla uğraşıyoruz, yumruk atan adamları bağrınıza basmanızla, sahaya rakı şişesi atan adamları unutturmanızla, 17 yaş altı takımını kendi evinde dövenleri sahiplenmenizle, berabere kalan bir maç sonrasında maçta oynamayan bir takımı suçlayacak başkanlarınızla, hıncalınızla, ermanınızla, ağaoğlularla, evdeki son maçında bilet almayıp bir hafta boyu komplo teorisi kuran taraftarlarınızla, kafamıza attığınız mermerle, 5000 kişi sahayı bastığında "bahane arıyorlar" tiynetindeki başkanlarınızla, başka adamın formasıyla sporcusunu sahaya çıkartıp bunu herkese yedirmeyi bekleyen yöneticilerinizle, kimsenin kıymet vermediği gazete yazarlarınızla.
Şampiyon olmayalım,
Sarı laci sahaya çıktığında gümbür gümbür sağır ediyor ya kulaklarınızı, titriyorsunuz ya kupaya elimiz değecek diye, biliyorsunuz ya iyi olduğumuzu, her maçı izleyip kahroluyorsunuz ya, yalanınız, iftiranız son sığınağınız olduğunda bizim hala gözlerimizi yaşartan Alex'imiz var ya,
Mutluyuz yahu?
Biliyoruz kimin iyi kimin kötü olduğunu,
Görüyoruz kimin iftira attığını ve kimin iftiraya maruz kaldığını,
Duyuyoruz emek harcayanları ve emeği şikeyle, şaibeyle karanlığa boğmaktan haz alanları,
Umut kuruyoruz, hayal ediyoruz, bu pisliğin içerisinde güzel bir maç daha bekliyoruz,
Boğazınızdan geçmiyor ya hiçbir golümüz,
Gümbür gümbür geliyoruz.
Duyuyorsunuz, sokaklarda, caddelerde, gittiğiniz her yerde.
Önce uzaktan geliyor, sonra evinizin içinde, bir patırtı, karmaşa, gökgürültüsü gibi bir anda:
Fenerbahçe. Fenerbahçe. Fenerbahçe. Fenerbahçe.
Hiç böyle sevmediniz be kardeşim, İzmir'in alsancağında sarı lacivet bayraklar olacak pazar günü, aynı Sakarya'da, Düzce'de meydana asılacağı gibi. Sivas festival yapacak o gün, aynı Ankara'nın Kızılay'ında formalı çocukların güleceği gibi.
Babalar oğullarına forma alacak o gün, Lefter'i anlatacak bir kere daha, küçücük kızlar Alex'i izlemek için geçecek televizyonun karşısına, Kayseri'de 55 yaşında bir adam koltuğun üstüne çıkacak uğuru bozulmasın diye, Atina'da bir Fenerbahçe'li Hz. Meryem'den yardım dileyecek, Trablus'ta bir adam Allah'a dua edecek o gün. Şam'dan Bosna'ya, Bakü'den Edirne'ye kaç dilde yakaracaklar rablerine,
Gümbür gümbür geliyoruz,
Yapayalnız, tek başına, birbirinin halinden anlayanlarla, gökte uçan uçurtmaya bakar gibi balkondan sallanan bayrağa bakanlarla, sokakta Niang diye bağıran çocuğun neşesiyle, sağ kanattan bindiren Gökhan Gönül'ün teriyle, bağırmadan çağırmadan, iftira atmadan, kalbinden geçeni saklamadan,
Şampiyon olmak için geliyoruz.
Oradayız. Tam karşınızda.
3 Mart 2011 Perşembe
Microsoft vs. Java
Çok başarılı bi çalışma. Noel yemeğindeki efektte ben koptum. Oraya dikkatinizi çekerim :)
28 Şubat 2011 Pazartesi
Sadri Başkaaaaaaaaaaan !
+ Souleymanou: Başkanım selamınaleykum (o da bizden)
- Sadri Şener: Aleykümselam Souleymanou naber?
+ İyiyim başkanım ama size biraz dargınım.
- Hayırdır oğlum?
+ Fenerbahçe maçında Volkan'ın yediği golden sonra bazı şeyler söylemişsiniz, sizle oynadığımız maçta da sene içinde bir çok maçta yaptığım hatayı yaptım ama siz bir teşekkür bile etmediniz. "İnşallah bize de aynı hataları yapar" demenize rağmen. He bu arada Volkan Babacan'ın selamı var size (kıps)
Sadri başkaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaan ! A. koyduk ligin konuşa konuşa.
http://www.ntvspor.net/haber/spor-toto-super-lig/34456/senerden-volkan-babacana-agir-ifadeler
- Sadri Şener: Aleykümselam Souleymanou naber?
+ İyiyim başkanım ama size biraz dargınım.
- Hayırdır oğlum?
+ Fenerbahçe maçında Volkan'ın yediği golden sonra bazı şeyler söylemişsiniz, sizle oynadığımız maçta da sene içinde bir çok maçta yaptığım hatayı yaptım ama siz bir teşekkür bile etmediniz. "İnşallah bize de aynı hataları yapar" demenize rağmen. He bu arada Volkan Babacan'ın selamı var size (kıps)
Sadri başkaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaan ! A. koyduk ligin konuşa konuşa.
http://www.ntvspor.net/haber/spor-toto-super-lig/34456/senerden-volkan-babacana-agir-ifadeler
15 Ocak 2011 Cumartesi
Sokakların Bitmeyen 10 Kabusu
Hepimiz zamanında yaşamışızdır veya hala yaşayanlar vardır bu sorunları. Sokakta olmazsa olmayan 10 problem :)
1) Apartmana girip çıkanları gözetleyen teyze (Ne fenadır)
2) Saatlerce bağıran patates soğancı (Padidieeeeezz)
3) Kavga eden kedilerin sesi (Elaoooovvv: Kur yapma efekti)
4) Terk edilen genç kızın hıçkırıkları (Hiç denk gelmedim bilmiyorum)
5) Telefon müziğiyle dans eden tiplemeler (Apaçi cuk oturuyo sanırım bu kategoriye)
6) Evinizi gözetleyen komşular (Kavga sebebi, Bizimkiler dizisindeki Cemil geliyo aklıma :) )
7) Yakanıza yapışan tanıtımcılar (Yeni yasayla bu pazarlamacılar tarihe karışıyormuş)
8) Gürültü yapan çocuklar (İşte en fenası. "Keserim topunuzu !", "Gidin arsada oynayın !" şeklindeki cümleleri sokak literatürüne kazandıran kategori )
9) Kavga eden sevgililer (Sesleri merak edip duvara bardak dayayıp dinlemek sanırım bununla keşfedilmiş olsa gerek)
10) Sürekli korna çalan şoförler (......... Boşluğu istediğiniz argo kelimeyle doldurabilirsiniz)
1) Apartmana girip çıkanları gözetleyen teyze (Ne fenadır)
2) Saatlerce bağıran patates soğancı (Padidieeeeezz)
3) Kavga eden kedilerin sesi (Elaoooovvv: Kur yapma efekti)
4) Terk edilen genç kızın hıçkırıkları (Hiç denk gelmedim bilmiyorum)
5) Telefon müziğiyle dans eden tiplemeler (Apaçi cuk oturuyo sanırım bu kategoriye)
6) Evinizi gözetleyen komşular (Kavga sebebi, Bizimkiler dizisindeki Cemil geliyo aklıma :) )
7) Yakanıza yapışan tanıtımcılar (Yeni yasayla bu pazarlamacılar tarihe karışıyormuş)
8) Gürültü yapan çocuklar (İşte en fenası. "Keserim topunuzu !", "Gidin arsada oynayın !" şeklindeki cümleleri sokak literatürüne kazandıran kategori )
9) Kavga eden sevgililer (Sesleri merak edip duvara bardak dayayıp dinlemek sanırım bununla keşfedilmiş olsa gerek)
10) Sürekli korna çalan şoförler (......... Boşluğu istediğiniz argo kelimeyle doldurabilirsiniz)
30 Aralık 2010 Perşembe
The Teyze
27 Aralık akşamı İstanbul'dan Sakarya'ya dönüyorum. Bitterimle Skype'tan görüntülü konuşuyoruz. Otobüs yarı yarıya dolu, arka taraflara geçtim ki rahat rahat konuşabileyim. Otobüs de karanlık olduğu için gittim arkada bi yere oturdum. Nerden bileyim arkadaki son yolcu olan yaşlı teyzenin önündeki koltuğa oturduğumu! :)
Biz bi yarım saat kadar konuştuk. Sakarya'ya varmak üzereydim. Skype'ı kapatacağımı hissetmiş olsa gerek, teyze o ölümcül dokunuşu omzuma yaptı ve soruları yağdırmaya başladı:
- Pardon yavrıım sevgilin oluyo sanırım?
+ Evet teyzecim.
- Hiiii kaşlara bak, gözlere bak, hepsi ayrı bi güzel.
+ Öyledir teyzecim teşekkür ederim.
- Belgin Doruk'a benziyo bu kız biliyon mu Belgin Doruk'u sen?
+ Evet teyze duydum.
- Boyluu posluuu esmer güzeli !
+ Öyledir benim sevgilim teyze. (Ne diye bu ara gazı verdiysem :D )
- Evlenicez mi siz şindi? (Parmağımdakini gördü sanırım)
+ Yok ona daha çok var.
- Anladııım. Sakın duygularıyla oynama çocuum tamam mı? Girme günahına sakın.
+ ............
- Allah tamamına erdirsin yavrııııım.
+ Amin teyze de ortada daha bişey yok henüz.
- Olsun yavrım siz ciddi gibi gözüküyonuz.
+ Saol teyzecim.
- Anaaam şu yüzün güzelliğine bak!
+ Maşallah de teyze nazar değdiricen :)
- Maşşallahh maşşallahh Serpil Çakmaklı gibi kız.
+ E az önce Belgin Doruk dedin?
- Karanlıkta gözüm seçmedi o yüzden o an şey edemedim.
+ Anladım. Teşekkür ederim teyzecim.
- Hep de gülüyo yüzü, ne kadar güleç yüzlü bi kız.
+ Ona bayılıyorum ben de zaten.
Teyze nereli olduğunu da sorduktan sonra yavaş yavaş mevzuya girmeye başlar. Önce mahallede Adanalı gelinlerden bahseder, sonra da oğullarına kısmet aradığını söyler. İşte o an Skype'ı kapatmak gerektiğini anladım. Kuzum da neler olduğundan habersiz gülümsemeye devam etmektedir :) Ona durumu anlatıp hemen kapattım programı ve teyzenin kıskacından zor kurtuldum. Siz siz olun sevgililerinizi asla tanımadığınız teyzelere göstermeyin. Sağları solları belli olmuyo çünkü. O benim teyze, ilk ben gördüm hiç boşuna uğraşma! :P :D
Biz bi yarım saat kadar konuştuk. Sakarya'ya varmak üzereydim. Skype'ı kapatacağımı hissetmiş olsa gerek, teyze o ölümcül dokunuşu omzuma yaptı ve soruları yağdırmaya başladı:
- Pardon yavrıım sevgilin oluyo sanırım?
+ Evet teyzecim.
- Hiiii kaşlara bak, gözlere bak, hepsi ayrı bi güzel.
+ Öyledir teyzecim teşekkür ederim.
- Belgin Doruk'a benziyo bu kız biliyon mu Belgin Doruk'u sen?
+ Evet teyze duydum.
- Boyluu posluuu esmer güzeli !
+ Öyledir benim sevgilim teyze. (Ne diye bu ara gazı verdiysem :D )
- Evlenicez mi siz şindi? (Parmağımdakini gördü sanırım)
+ Yok ona daha çok var.
- Anladııım. Sakın duygularıyla oynama çocuum tamam mı? Girme günahına sakın.
+ ............
- Allah tamamına erdirsin yavrııııım.
+ Amin teyze de ortada daha bişey yok henüz.
- Olsun yavrım siz ciddi gibi gözüküyonuz.
+ Saol teyzecim.
- Anaaam şu yüzün güzelliğine bak!
+ Maşallah de teyze nazar değdiricen :)
- Maşşallahh maşşallahh Serpil Çakmaklı gibi kız.
+ E az önce Belgin Doruk dedin?
- Karanlıkta gözüm seçmedi o yüzden o an şey edemedim.
+ Anladım. Teşekkür ederim teyzecim.
- Hep de gülüyo yüzü, ne kadar güleç yüzlü bi kız.
+ Ona bayılıyorum ben de zaten.
Teyze nereli olduğunu da sorduktan sonra yavaş yavaş mevzuya girmeye başlar. Önce mahallede Adanalı gelinlerden bahseder, sonra da oğullarına kısmet aradığını söyler. İşte o an Skype'ı kapatmak gerektiğini anladım. Kuzum da neler olduğundan habersiz gülümsemeye devam etmektedir :) Ona durumu anlatıp hemen kapattım programı ve teyzenin kıskacından zor kurtuldum. Siz siz olun sevgililerinizi asla tanımadığınız teyzelere göstermeyin. Sağları solları belli olmuyo çünkü. O benim teyze, ilk ben gördüm hiç boşuna uğraşma! :P :D
23 Kasım 2010 Salı
Gözden Irak Olan Gönülden Irak Olur (mu) ?
Benim için olmaz. İnsan gerçek anlamda sevince ne olursa olsun katlanıyor. "O"na kavuşacak olmanın verdiği güçle döneceği günü beklersin. Her gün onun hayaliyle uyanıp onun hayaliyle yastığa koyarsın başını.
Fakat sorunları çözmek normalden biraz daha zaman alıyor. Karşına alıp konuşmak gibi etkili olmayabiliyor. Sözcüklerin gücüne kalıyor iş. Ne istediğini ne beklediğini çok iyi anlatmalısın. Hasretini, sevgini, aşkını da öyle keza. Zaten sorunları o mesafeden bile çözebiliyorsak kim ayırabilir ki?
Tamam sorunları çözdük peki ya sevgilinin hasretine katlanmak? Yaşayarak öğrendim ki çok acılı oluyor. Bir zaman sonra günler saatler dakikalar geçmek bilmiyor. "O"nu bekledikçe sanki zaman uzuyormuş gibi hissediyorum. Hele bir de kıskançsan, kimseyle paylaşamıyorsan vay haline. Artık zaman en nefret ettiğin kavram haline gelmiştir senin için.
Peki sana onu beklemek için ne güç verir? Birlikte geçirdiğin keyifli saatler, saçlarının, teninin kokusu, sana baktığında içleri gülen gözler, sıcacık dudakları ve birlikte yapmayı planladığınız şeyler... Hepsi "o"nun dönüşünü beklemek için sana yardımcı olacak şeylerdir ama en önemlisi o güzel kalbidir onu beklemeye değer kılan.
Gerçekten seviyorsan tüm zorluklara katlanır ve sabırla yareninin kollarının dönmesini beklersin. Ben öyle yapıyorum...
Fakat sorunları çözmek normalden biraz daha zaman alıyor. Karşına alıp konuşmak gibi etkili olmayabiliyor. Sözcüklerin gücüne kalıyor iş. Ne istediğini ne beklediğini çok iyi anlatmalısın. Hasretini, sevgini, aşkını da öyle keza. Zaten sorunları o mesafeden bile çözebiliyorsak kim ayırabilir ki?
Tamam sorunları çözdük peki ya sevgilinin hasretine katlanmak? Yaşayarak öğrendim ki çok acılı oluyor. Bir zaman sonra günler saatler dakikalar geçmek bilmiyor. "O"nu bekledikçe sanki zaman uzuyormuş gibi hissediyorum. Hele bir de kıskançsan, kimseyle paylaşamıyorsan vay haline. Artık zaman en nefret ettiğin kavram haline gelmiştir senin için.
Peki sana onu beklemek için ne güç verir? Birlikte geçirdiğin keyifli saatler, saçlarının, teninin kokusu, sana baktığında içleri gülen gözler, sıcacık dudakları ve birlikte yapmayı planladığınız şeyler... Hepsi "o"nun dönüşünü beklemek için sana yardımcı olacak şeylerdir ama en önemlisi o güzel kalbidir onu beklemeye değer kılan.
Gerçekten seviyorsan tüm zorluklara katlanır ve sabırla yareninin kollarının dönmesini beklersin. Ben öyle yapıyorum...
15 Ekim 2010 Cuma
Aşk Deneyi
Ders : Labarotuvar
Amaç : Serkan Dilara'yı herzaman sevicek ilkesinin incelenmesi.
Araç : Karbon kağıdı, cetvel, aşkölçer, bi tutam aşk, alabildiğince sadakat, bi çay kaşığı saygı, bi fincan güven.
Deneyin Yapılışı : Deney düzeneğinin hazırlanmasıyla birlikte, iki boyutlu uzayda merkezi olmayan (köşe başında) esnek çarpışmalar incelendi ve çarpışmadan önceki (tanışmadan önceki) ve sonraki çizgisel momentumlar ile kinetik enerjiler (bireylerin birbirlerinden elektirik almaları) karşılaştırıldı.
Verilerin Çözümlenişi : Merkezi çarpışmada, hareket halindeki erkek, hedef kıza çarptığı anda tüm momentumunu hedef kıza aktardı ve yatay hızı “0” oldu (erkek kıza tutklu kaldı, kız da öyle).
Sonuç - Yorumlar : Deneyde genel olarak olması beklenen toplam momentum değerinin korunmasıydı – bu sonuca oldukça yaklaşık değerlerle varıldı ve birbirleriyle uzun, çook mutlu bi hayat yaşadılar.
Ödevi hazırlayan : SERKAN DANIŞ.
Senin espri anlayışına kurban Rapunzel'im :) Eline sağlık...
Amaç : Serkan Dilara'yı herzaman sevicek ilkesinin incelenmesi.
Araç : Karbon kağıdı, cetvel, aşkölçer, bi tutam aşk, alabildiğince sadakat, bi çay kaşığı saygı, bi fincan güven.
Deneyin Yapılışı : Deney düzeneğinin hazırlanmasıyla birlikte, iki boyutlu uzayda merkezi olmayan (köşe başında) esnek çarpışmalar incelendi ve çarpışmadan önceki (tanışmadan önceki) ve sonraki çizgisel momentumlar ile kinetik enerjiler (bireylerin birbirlerinden elektirik almaları) karşılaştırıldı.
Verilerin Çözümlenişi : Merkezi çarpışmada, hareket halindeki erkek, hedef kıza çarptığı anda tüm momentumunu hedef kıza aktardı ve yatay hızı “0” oldu (erkek kıza tutklu kaldı, kız da öyle).
Sonuç - Yorumlar : Deneyde genel olarak olması beklenen toplam momentum değerinin korunmasıydı – bu sonuca oldukça yaklaşık değerlerle varıldı ve birbirleriyle uzun, çook mutlu bi hayat yaşadılar.
Ödevi hazırlayan : SERKAN DANIŞ.
Senin espri anlayışına kurban Rapunzel'im :) Eline sağlık...
20 Eylül 2010 Pazartesi
Gittin Gideli Bebek
- Burger King'e küstüm ben. Kapısının önünden geçmeyi bırak görüş alanıma bile sokmuyorum. Fast fooda kompile küstüm bebek. Alayına isyan.
- Makarnalara küstüm bebek. Spagettiyi pişmiş mi diye kontrol edicek kimsem yok.
- Ahududulu magnumun tadını unuttum yemin ederim. Gelsen de yesek.
- Dana gibi yediğim sabah kahvaltılarında siyah zeytinlerle oynaşıyorum dalmaktan.
- Öğle yemeklerini rafa kaldırdım bebek. Öğle yemeği de neymiş? (Öğün diye bişey kalmadı anasını satayım ölcez)
- Çiğ köfte yiyemiyorum bebek. Uyuşturucu bağımlısı gibi elim ayağım titriyor bazen. Bi sensizliğie bi de çiğ köftesizliğe alışamadım. Yesem bile söylemem sana söz :P
- Algılarım ve duyularım kuvvetlendi bebek. İstisnasız her gece kalkıp senin kokunu alıyorum, sanki yanımda seni hissediyorum sonra hayal kırıklığıyla geri yatıyorum.
- Güneş gözlüğü yerine at gözlüğü takıyorum artık. Bi de önüme baka baka yürüyorum ki bi gün bi direğe çarpıcam ama hadi bakalım.
- Kahvaltıdaki kavgalar yok artık bebek. Çaya 3. şekeri atmaya kalksam beni engelleyecek kimse yok düşünebiliyo musun intihar gibi bişey bu.
- Gecem gündüzüme girdi bebek. Tabi burda saat farkının da suçu var ama saat kavramımı yitirdim :D
- "Anneeeemmmm" diyişini özledim bebek. O ne tatlı bi anaçlıktır yarebbim?! :)
- Kediyi kucağında uyutuşunu sizi seyretmeyi özledim bebek.
- Gittin gideli şu neşeli bünyeyi hüngür hüngür ağlatabiliyosun bebek. Göz pınarlarım kurumadan geri dön Dülaaaaaayy nolursun seni çok seviyommmmmm!!!!!
- Makarnalara küstüm bebek. Spagettiyi pişmiş mi diye kontrol edicek kimsem yok.
- Ahududulu magnumun tadını unuttum yemin ederim. Gelsen de yesek.
- Dana gibi yediğim sabah kahvaltılarında siyah zeytinlerle oynaşıyorum dalmaktan.
- Öğle yemeklerini rafa kaldırdım bebek. Öğle yemeği de neymiş? (Öğün diye bişey kalmadı anasını satayım ölcez)
- Çiğ köfte yiyemiyorum bebek. Uyuşturucu bağımlısı gibi elim ayağım titriyor bazen. Bi sensizliğie bi de çiğ köftesizliğe alışamadım. Yesem bile söylemem sana söz :P
- Algılarım ve duyularım kuvvetlendi bebek. İstisnasız her gece kalkıp senin kokunu alıyorum, sanki yanımda seni hissediyorum sonra hayal kırıklığıyla geri yatıyorum.
- Güneş gözlüğü yerine at gözlüğü takıyorum artık. Bi de önüme baka baka yürüyorum ki bi gün bi direğe çarpıcam ama hadi bakalım.
- Kahvaltıdaki kavgalar yok artık bebek. Çaya 3. şekeri atmaya kalksam beni engelleyecek kimse yok düşünebiliyo musun intihar gibi bişey bu.
- Gecem gündüzüme girdi bebek. Tabi burda saat farkının da suçu var ama saat kavramımı yitirdim :D
- "Anneeeemmmm" diyişini özledim bebek. O ne tatlı bi anaçlıktır yarebbim?! :)
- Kediyi kucağında uyutuşunu sizi seyretmeyi özledim bebek.
- Gittin gideli şu neşeli bünyeyi hüngür hüngür ağlatabiliyosun bebek. Göz pınarlarım kurumadan geri dön Dülaaaaaayy nolursun seni çok seviyommmmmm!!!!!
19 Eylül 2010 Pazar
Hayatı Rayına Oturtma Zamanı
Yarın bi yolculuğa çıkıyorum. Gittiğim yol daha önce sürekli gittiğim yol. Ama çok farklı hedeflerle çok farklı duygularla gidiyorum. Hayata atılmanın son düzlüğünde sırtıma yüklediğim yükle, gözlerim sınırın öbür ucunda yeni bir döneme başlıyorum. Tepemden inişe geçen uçaklara kafamı kaldırıp bakıyorum "Bunlardan birinin içinde olsa ya şimdi" diye düşünüyorum ve sonra yoluma devam ediyorum.
Hayatımda yaşadığım en güzel yazdan sonra belki de hayatımın en zor dönemine giriyorum. En zoru da bu ya zaten. Tam alıştım her şey güzel gidiyo derken yine bir sabır sınavının içinde olmak. Her şeyde hayır vardır bunu bilir bunu söylerim. Tanrım beni bu sınavın içine sokarak her zamankinden daha sabırlı ve olgun olmam için çaba göstermemi istiyo. Ucunda mutluluk varsa buna seve seve katlanırız elbet.
Zaman şartelleri kapatıp kepenkleri indirme zamanı. Hiç bir şey düşünmeden, sadece, senin geleceğin günü bekleyerek tek bir sorumluluğa odaklanmak istiyorum. Bu kolay olmayacak ama derdi veren sabrını da veriyor. Yeter ki karşındakinin değerini bilip onu bekleme olgunluğunu gösterebilelim.
Daha önce yaşamadığım mutluluğu yaşattın bana. Bunun sürekli olması ve bundan sonraki hayatımızda birlikte olabilmemiz için ikimizin de önünde tek bir engel kaldı. O engeli en iyi şekilde aşıp hayatımın geri kalanında senin yanında olabilmek için elimden gelen tüm çabayı göstereceğime söz veriyorum.
Seni seviyorum... D.
Hayatımda yaşadığım en güzel yazdan sonra belki de hayatımın en zor dönemine giriyorum. En zoru da bu ya zaten. Tam alıştım her şey güzel gidiyo derken yine bir sabır sınavının içinde olmak. Her şeyde hayır vardır bunu bilir bunu söylerim. Tanrım beni bu sınavın içine sokarak her zamankinden daha sabırlı ve olgun olmam için çaba göstermemi istiyo. Ucunda mutluluk varsa buna seve seve katlanırız elbet.
Zaman şartelleri kapatıp kepenkleri indirme zamanı. Hiç bir şey düşünmeden, sadece, senin geleceğin günü bekleyerek tek bir sorumluluğa odaklanmak istiyorum. Bu kolay olmayacak ama derdi veren sabrını da veriyor. Yeter ki karşındakinin değerini bilip onu bekleme olgunluğunu gösterebilelim.
Daha önce yaşamadığım mutluluğu yaşattın bana. Bunun sürekli olması ve bundan sonraki hayatımızda birlikte olabilmemiz için ikimizin de önünde tek bir engel kaldı. O engeli en iyi şekilde aşıp hayatımın geri kalanında senin yanında olabilmek için elimden gelen tüm çabayı göstereceğime söz veriyorum.
Seni seviyorum... D.
4 Ağustos 2010 Çarşamba
Selam, Ben Geldim
Bu sefer çok uzun zaman oldu günlük. En çok aksattım seni belki de :P Yaz okulu da bitti üzerimden bi yük kalktı. Sana anlatıcak çok şeyim var. Hatta o kadar çok şey var ki ne yazsam diye kilitlendim desem daha iyi. Neyse, detayları havuz başından yazıcam. Kendine iyi bak :)
28 Haziran 2010 Pazartesi
Plain White T's - Hey There Delilah
http://www.youtube.com/watch?v=h_m-BjrxmgI
Hey Delilah! Hey Oradaki Gönülçelen What's it like in New York City? Newyork'ta hayat nasıl? I'm a thousand miles away Binlerce mil uzaktayım But girl, tonight you look so pretty Ama bu gece çok güzel görünüyorsun Yes you do Evet güzel görünüyorsun Times Square can't shine as bright as you -Times Square (Manhattan'daki ünlü meydan) senin kadar ışıldayamaz I swear it's true Yemin ederim ki bu doğru Hey there Delilah! Hey Oradaki Gönülçelen! Don't you worry about the distance Mesafeler umrunda değilmi? I'm right there if you get lonely Yalnız hissettiğinde yanındayım Give this song another listen Bu şarkıyı bir kez daha dinle Close your eyes Gözlerini kapat Listen to my voice, it's my disguise Sesimi dinle, işte bu benim I'm by your side Yanındayım Oh it's what you do to me Bu bana yaptığın şey ... Hey there Delilah! Hey Oradaki Gönülçelen I know times are getting hard Biliyorum zaman giderek ağırlaşıyor But just believe me, girl Ama inan bana Someday I'll pay the bills with this guitar Bir gün tüm yaptıklarımı gitarımla ödeyeceğim(affettireceğim) We'll have it good Herşey güzel olacak We'll have the life we knew we would Hep yapacağımızı düşündüğümüz gibi hayatı yaşayacağız My word is good Bu sözler çok güzel Hey there Delilah! Hey Oradaki Gönülçelen I've got so much left to say Daha sözleyecek çok şey var If every simple song I wrote to you Eğer sana yazdığım tüm bu şarkılar Would take your breath away Nefesini kesecekse I'd write it all Herzaman yazacağım Oh it's what you do to me Bu bana yaptığın şey ... A thousand miles seems pretty far Binlerce mil uzak görünüyor But they've got planes and trains and cars Ama arabalar uçaklar trenler var I'd walk to you if I had no other way Başka bir yol olmasaydı da sana yürürdüm Our friends would all make fun of us Arkadaşlarımız hep bizle alay ederdi and we'll just laugh along because we know Onlara sadece gülerdik çünkü biliyoruz That none of them have felt this way Hiçbiri daha önce böyle hissetmemiştir Delilah I can promise you Sana söz verebilirim ki That by the time we get through Bir gün herkes bizi anladığında The world will never ever be the same Dünya asla aynı kalmayacak And you're to blame Ve suçlusu sensin Hey there Delilah! Hey oradaki Gönülçelen You be good and don't you miss me Hep iyi ol ve beni özleme Two more years and you'll be done with school 2 yıl sonra okulunu bitireceksin And I'll be making history like I do Bende şimdi olduğu gibi yine tarih yazıyor olacağım You'll know it's all because of you Ve sen senin için olduğunu bileceksin We can do whatever we want to Ne yapmak istiyorsak yapabiliriz Hey there Delilah here's to you Hey oradaki Gönülçelen , işte bu sana This ones for you Bu senin için Oh it's what you do to me Bu bana yaptığın şey ...
19 Haziran 2010 Cumartesi
....
İranlı bir şair:"Aşka uçarsan kanatların yanar"
Mevlana:"Aşka uçmazsan kanat neye yarar"
Yunus Emre:"Aşka vardıktan sonra kanadı kim arar?"
Mevlana:"Aşka uçmazsan kanat neye yarar"
Yunus Emre:"Aşka vardıktan sonra kanadı kim arar?"
16 Haziran 2010 Çarşamba
Atatürk'ün İngilize Cevabı
Atatürk bir otelin lobisinde yemek yerken bir İngiliz astsubayın sürekli kendisini izlediğini farketmiş. Önceleri umursamayıp yemeğine devam etse de uzun süre devam eden bu nefret dolu bakışlar Atatürk' ü rahatsız etmiş ve yaverine bu bakışların sebebini öğrenmesini buyurmuş. Yaveri bu emri yerine getirmiş ve geri döndüğünde Ata' ya: "Çanakkale' de babasını öldürmüşsünüz Atam!" demiş. Atatürk' ün verdiği cevap ise şu olmuş: "Git bakalım sor kendisine; babasının Çanakkale'de ne işi varmış?"
8 Haziran 2010 Salı
Whitney Houston feat. Faith Evans and Kelly Price - Heartbreak Hotel (Remix)
Orijinali de güzel. Remixi klibin senkronunu bozmayan ender şarkılardan ayrıca.
7 Haziran 2010 Pazartesi
Kadın Dediğin
Kadın Dediğin,
Kadın dediğin iyi sevişecek arkadaş. Koyun gibi yatmayacak,kımıl kımıl olacak yatakta. Aklını başından alacak ama, aklını sadece bununla yormayacak. Delireceksin ama delirmen hastalıktan olmayacak. Uzanıverdi mi yanına boylu boyunca, göğsünde atan kalbinin yerine koyacaksın kendini, ruhunu, herşeyini.Aşksız yatmayacak yatağa ve sen bunu bileceksin.
Kadın gibi kadın olacak kadın dediğin, çıtır çerez niyetine yemediğin. Bir gecelik değil, ömürlük olacak ömürlük. Yıllara rehaveti değil huzuru taşıyacak. En seksi leydi olmayı da bilecek,hanım sultan olup sözünü geçirmeyi de. Cıvık konulara takılıp zaman tüketmeyecek, küfretmeyecek, Kadın dediğin ayıp nedir bilecek.
Sıkboğaz edip seni yalancı durumuna düşürmeyecek. Seni öyle bir tutacak ki arkadaş, sen bile şaşıracaksın öyle tutulduğuna. iki lafın başı, her tartışmada ayrılalım tehtidi savurmayacak. Sabırlı olacak ve asla gururuna dokunmayacak. ..
Tuzu az, şekeri çok gibi limiti olmayan prosedürlerle yemeklerle işi olmayacak. şöyle pastırmalı kurufasülyenin yanına tereyağlı pilavı konduracak şüphesiz. Salatasız oturmayacak yemeğe.
Temiz olacak herşeyden önce mesela köfteyi mıncıklarken elleri, Yahut pahalı parfümlerin sindiği, boyacı küpü gibi, her öptüğünde bulaşık bir tadın kaldığı bir kadını öpmeyeceksin. Buram buram aşka sarılacaksın arkadaş. Buram buram kadın kokacak kadın dediğin.
Kadın dediğin güzel olacak... Zeki olacak zeki, seni bir hamur gibi karmasını da bilecek, o hamura kendini katmasını da... Paranın güzelliğini bilecek ama ne parasızlığın ezikliğini ne de paranın kudurmuşluğunu yaşayacak. Değerlerini bir anlık hevesler uğruna terketmeyecek. Namussuzluğunu, ahlaksızlığını ancak ve ancak seni baştan çıkarırken kullanacak, yan gözle adam kesmeyecek, başka sevgili
edinmeyecek.
Sarışın, renkli gözlü uzun bacaklı, beyaz tenli, ince bilekli dilber filan fasarya... Kadın dediğin hatun olacak arkadaş, sözüne güvenilir olacak. Bileceksin ki konuşulanlar burada kalır, kapıdan çıkmaz bir daha. Ağzı sıkı olacak kadın dediğin. Sırrını tutacak ama gününü bekleyip kusmayacak.. .
Para lazımcılardan, kürkçülerden, cep telefonu manyaklarından, dırdırcılardan, unutkanlıkları nı senin üzerine atanlardan, kendi yetersizliğini seni suçlayarak rahatlayanlardan, raf süslerinden, tehtidkarlardan, kaçaklardan, kıkırdayanlardan, boş bakanlardan olmayacak. Saflığı, cahilliği, aptallığı oynamayacak, biraz ukala olabilir ancak sana rol yapmayacak. Bir şeyi çok isterse ve inançları doğrultusunda yapacak.
En önemlisi kendini sevecek arkadaş, kendini sevmeyen kadından sana ne hayır gelir. Bir bakarsın ki yıllar sonra bu kadınla ne yatağa sığabiliyorsun, ne toprağa...
Koluna takıp gezmesini de bileceksin gururla, koynuna çekip sevişmesini de şehvetle.
Analığını da bilecek, çocuklarından saygı görmeyi de, anaya babaya hürmet etmeyi de...
Kadın kadın olacak be, seni sadece sen olduğun için, sensin diye sevecek. Parayla pulla, kariyerle, kimin ne dediğiyle, sınırlamayacak. Hem sevgilin, hem arkadaşın, hem annen, hem çocuğun olacak, bağrına basacaksın huzurla... Bileceksin ki evde 'O' kadın tarafından beklenmenin zevkini hiçbir zevk yaşatamaz sana...
Öyle bir kadın işte... Nerede öyle kadın yoktur deme...
Sen de adam olacaksın, seçmesini bileceksin!
CAN YÜCEL
Kadın dediğin iyi sevişecek arkadaş. Koyun gibi yatmayacak,kımıl kımıl olacak yatakta. Aklını başından alacak ama, aklını sadece bununla yormayacak. Delireceksin ama delirmen hastalıktan olmayacak. Uzanıverdi mi yanına boylu boyunca, göğsünde atan kalbinin yerine koyacaksın kendini, ruhunu, herşeyini.Aşksız yatmayacak yatağa ve sen bunu bileceksin.
Kadın gibi kadın olacak kadın dediğin, çıtır çerez niyetine yemediğin. Bir gecelik değil, ömürlük olacak ömürlük. Yıllara rehaveti değil huzuru taşıyacak. En seksi leydi olmayı da bilecek,hanım sultan olup sözünü geçirmeyi de. Cıvık konulara takılıp zaman tüketmeyecek, küfretmeyecek, Kadın dediğin ayıp nedir bilecek.
Sıkboğaz edip seni yalancı durumuna düşürmeyecek. Seni öyle bir tutacak ki arkadaş, sen bile şaşıracaksın öyle tutulduğuna. iki lafın başı, her tartışmada ayrılalım tehtidi savurmayacak. Sabırlı olacak ve asla gururuna dokunmayacak. ..
Tuzu az, şekeri çok gibi limiti olmayan prosedürlerle yemeklerle işi olmayacak. şöyle pastırmalı kurufasülyenin yanına tereyağlı pilavı konduracak şüphesiz. Salatasız oturmayacak yemeğe.
Temiz olacak herşeyden önce mesela köfteyi mıncıklarken elleri, Yahut pahalı parfümlerin sindiği, boyacı küpü gibi, her öptüğünde bulaşık bir tadın kaldığı bir kadını öpmeyeceksin. Buram buram aşka sarılacaksın arkadaş. Buram buram kadın kokacak kadın dediğin.
Kadın dediğin güzel olacak... Zeki olacak zeki, seni bir hamur gibi karmasını da bilecek, o hamura kendini katmasını da... Paranın güzelliğini bilecek ama ne parasızlığın ezikliğini ne de paranın kudurmuşluğunu yaşayacak. Değerlerini bir anlık hevesler uğruna terketmeyecek. Namussuzluğunu, ahlaksızlığını ancak ve ancak seni baştan çıkarırken kullanacak, yan gözle adam kesmeyecek, başka sevgili
edinmeyecek.
Sarışın, renkli gözlü uzun bacaklı, beyaz tenli, ince bilekli dilber filan fasarya... Kadın dediğin hatun olacak arkadaş, sözüne güvenilir olacak. Bileceksin ki konuşulanlar burada kalır, kapıdan çıkmaz bir daha. Ağzı sıkı olacak kadın dediğin. Sırrını tutacak ama gününü bekleyip kusmayacak.. .
Para lazımcılardan, kürkçülerden, cep telefonu manyaklarından, dırdırcılardan, unutkanlıkları nı senin üzerine atanlardan, kendi yetersizliğini seni suçlayarak rahatlayanlardan, raf süslerinden, tehtidkarlardan, kaçaklardan, kıkırdayanlardan, boş bakanlardan olmayacak. Saflığı, cahilliği, aptallığı oynamayacak, biraz ukala olabilir ancak sana rol yapmayacak. Bir şeyi çok isterse ve inançları doğrultusunda yapacak.
En önemlisi kendini sevecek arkadaş, kendini sevmeyen kadından sana ne hayır gelir. Bir bakarsın ki yıllar sonra bu kadınla ne yatağa sığabiliyorsun, ne toprağa...
Koluna takıp gezmesini de bileceksin gururla, koynuna çekip sevişmesini de şehvetle.
Analığını da bilecek, çocuklarından saygı görmeyi de, anaya babaya hürmet etmeyi de...
Kadın kadın olacak be, seni sadece sen olduğun için, sensin diye sevecek. Parayla pulla, kariyerle, kimin ne dediğiyle, sınırlamayacak. Hem sevgilin, hem arkadaşın, hem annen, hem çocuğun olacak, bağrına basacaksın huzurla... Bileceksin ki evde 'O' kadın tarafından beklenmenin zevkini hiçbir zevk yaşatamaz sana...
Öyle bir kadın işte... Nerede öyle kadın yoktur deme...
Sen de adam olacaksın, seçmesini bileceksin!
CAN YÜCEL
30 Mayıs 2010 Pazar
Manga Nasıl 2. Oldu?
Manga'nın ilk beşte olacağını biliyordum ama ikinciliği düşünmemiştim şarkının yavanlığından dolayı. Gerçekten bu da büyük bir başarı.
Hiç bir sahne performansı olmayan Almanya hemen hemen bütün ülkelerden puan alarak bu yarışmayı "hakkıyla" kazandı. Aldığı puanların ne kadarı diplomatik bilemem ama o kız ve o şarkıyla birinciliği haketmişti bence :) Manga ise bence yarışmadaki en güzel sahne performansına sahipti ama biz yine uluslararası ilişkilere takıldık. Yoksa Sezar'ın hakkının Sezar'a verildiği bi yarışma olsaydı birinci de olabilirdik. Yazıyı yazma amacım da bu konuyla ilgili. Bazı ülkeler artık domuz inadından vazgeçmiş durumda. İspanya'dan, Portekiz'den hatta ve hatta İzlanda, Estonya gibi ülkelerden puan almış olmamız artık bazı önyargıların kırıldığını gösteriyor. maNga'nın MTV ödülünü de hesaba katıyorum tabi.
Şeffafa yakın bir yarışmaydı bizim için. Bizimkiler de güzel iş çıkardılar tebrik ediyorum.
Hiç bir sahne performansı olmayan Almanya hemen hemen bütün ülkelerden puan alarak bu yarışmayı "hakkıyla" kazandı. Aldığı puanların ne kadarı diplomatik bilemem ama o kız ve o şarkıyla birinciliği haketmişti bence :) Manga ise bence yarışmadaki en güzel sahne performansına sahipti ama biz yine uluslararası ilişkilere takıldık. Yoksa Sezar'ın hakkının Sezar'a verildiği bi yarışma olsaydı birinci de olabilirdik. Yazıyı yazma amacım da bu konuyla ilgili. Bazı ülkeler artık domuz inadından vazgeçmiş durumda. İspanya'dan, Portekiz'den hatta ve hatta İzlanda, Estonya gibi ülkelerden puan almış olmamız artık bazı önyargıların kırıldığını gösteriyor. maNga'nın MTV ödülünü de hesaba katıyorum tabi.
Şeffafa yakın bir yarışmaydı bizim için. Bizimkiler de güzel iş çıkardılar tebrik ediyorum.
24 Mayıs 2010 Pazartesi
Öpücüğün Terminolojik Açıklamaları
Ekonomistler : ÖPÜCÜK, talebin her zaman için arzdan fazla oldugu bir alışveriştir.
Muhasebeciler : ÖPÜCÜK, geri dönüşüm sağladığı için kar oranı yüksek bir tür kredidir.
Matematikçiler : ÖPÜCÜK sonsuzluktur; çünkü burada 2 nin böleni yoktur.
Geometriciler : ÖPÜCÜK, iki dudak arasındaki en kısa mesafedir.
Fizikçiler : ÖPÜCÜK, kalbin yoğunlaşması sonucu iki dudağın birbirine yapışmasıdır.
Kimyacılar : ÖPÜCÜK, iki kalbin birleşmesi sonucu ortaya çıkan reaksiyondur.
Anatomiciler : ÖPÜCÜK, aşk ve heyecan taşıyan bakterilerin tükürük yoluyla ağızdan ağıza geçmesidir.
Fizyologlar : ÖPÜCÜK, insan vücüdundan 2 adalenin heyecanla birbirine değerek kasılmalarıdır.
Dişçiler : ÖPÜCÜK, hem bulaşıcı hem de antiseptiktir.
İstatistikçiler : ÖPÜCÜK, 90-60-90 ölçülerindeki artma ya da azalmaya bağlı olarak değişiklik gösterebilen bir olgudur.
Filozoflar : ÖPÜCÜK, çocuklar için oyun, gençler için zevk, yaşlılar için güvendir.
Dilbilimciler : ÖPÜCÜK, tekil gibi görünen ama çogul olan, cins isim gibi görünen ama özel olan, ve her cümlede bir anlam ifade eden kelimedir.
Mimarlar : ÖPÜCÜK, iki dinamik nesnenin arasında sağlam bir köprü oluşturan değerdir.
Bilişimciler : ÖPÜCÜK, bazen iki sistemin iletişimini hızlandiran önemli bir sistem dosyası, bazen de bütün sisteminizi altüst eden bir virüstür.
Muhasebeciler : ÖPÜCÜK, geri dönüşüm sağladığı için kar oranı yüksek bir tür kredidir.
Matematikçiler : ÖPÜCÜK sonsuzluktur; çünkü burada 2 nin böleni yoktur.
Geometriciler : ÖPÜCÜK, iki dudak arasındaki en kısa mesafedir.
Fizikçiler : ÖPÜCÜK, kalbin yoğunlaşması sonucu iki dudağın birbirine yapışmasıdır.
Kimyacılar : ÖPÜCÜK, iki kalbin birleşmesi sonucu ortaya çıkan reaksiyondur.
Anatomiciler : ÖPÜCÜK, aşk ve heyecan taşıyan bakterilerin tükürük yoluyla ağızdan ağıza geçmesidir.
Fizyologlar : ÖPÜCÜK, insan vücüdundan 2 adalenin heyecanla birbirine değerek kasılmalarıdır.
Dişçiler : ÖPÜCÜK, hem bulaşıcı hem de antiseptiktir.
İstatistikçiler : ÖPÜCÜK, 90-60-90 ölçülerindeki artma ya da azalmaya bağlı olarak değişiklik gösterebilen bir olgudur.
Filozoflar : ÖPÜCÜK, çocuklar için oyun, gençler için zevk, yaşlılar için güvendir.
Dilbilimciler : ÖPÜCÜK, tekil gibi görünen ama çogul olan, cins isim gibi görünen ama özel olan, ve her cümlede bir anlam ifade eden kelimedir.
Mimarlar : ÖPÜCÜK, iki dinamik nesnenin arasında sağlam bir köprü oluşturan değerdir.
Bilişimciler : ÖPÜCÜK, bazen iki sistemin iletişimini hızlandiran önemli bir sistem dosyası, bazen de bütün sisteminizi altüst eden bir virüstür.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)