Çarşamba akşamıydı. Tatsız tuzsuz kuru bi Sakarya akşamıydı çoğu zamanki gibi...Özgür, Yiğit ve ben PES turnuvasından elenmişiz, yediğimiz gollere hayıflanıyoruz. Ömer Üründül tadında konuşmalar geçiyor aramızda. "Çok hafif ofsaytlar", "bloklar arasındaki boşluklar", "kademeye girmeyen" godoş oyunculara yanıyoruz.
Acımızı körüklemek amacıyla çiğ köfte almaya karar verdik. Ben halim olmadığı için Çiğköftem'den bi tane dürümle idare ettim. Yiğit ve Özgür ise çok özledikleri için Komagene'den ikişer dürüm aldılar. Gecenin devamı için de biralarımızı hazır bulundurmalıydık.
Tüm alışveriş bittikten sonra yurda gitmeye hazırdık. Çarşıdan kalkan Kampüs minibüsüne doğru hareket ettik. Bizi Mercedes Vitoyla karşıladı Sakarya Minibüsçüler ve Şoförler Derneği. Eksik olmasınlar. En arkaya yerleştik. 4 kişlik arka tarafa "tam" sığmamız Yiğit'in standartların üzerinde boy ve kalıba sahip olmasından kaynaklanıyordu :D Yolculuğun ilerleyen dakikalarında bunun sıkıntı yaratacağını görür gibi olmuştum. Şimdilik rahattık. Bir yandan da yurttaki arkadaşlara aldığımız çiğ köftelerin kokusu burnuma gelmeye başlamıştı.Onun altında da bacaklarıma değen soğuk biralar beni duygu buhranlarına sürüklüyordu. Bizimkilere dönüp "Yurttakilere çiğ köftelerden birini yolda düşürdük mü desem?" dedim, gülüştük. Umurlarında değildi. İkinci çiğköftelerini de minibüste yuvarlamışlardı, onlardan mutlusu yoktu. Birazdan olacaklardan habersiz mutlu mesut bi şekilde yurda gidiyorduk.
Saatin geç olmasından ve artık kampüse çıkan son minibüs olmasından mütevellit minibüs dolmaya başlamıştı. Binen de tek kişilik binmiyodu ki kardeşim! Hepsi iki kişi ayarında insanlardı. Benden soğuk terler gelmeye başlamıştı. Çünkü iki tane "topluca" kız, şoförle birlikte sonarları açmış o mucizevi boşluğu aramak için minibüsü tarıyordu. Yiğit kendini savunacak bir yapıda olduğu için acı bi espri yaparak "Kayıyım mı lan yan tarafa ehe ehe" Ben de yalvaran gözlerle "Sakın!" deyiverdim. Topluca kızlardan biri tarama işini bitirmiş ve arkadaki küçük boşluğu farketti. Bize doğru "bişey" yaklaşıyordu. Yiğit'e bakarak "Biraz yana kayar mısınız?" dedi ve orada onun hacminin yarısı kadar bir boşluk açılmıştı. Topluca kız Kuvvet / Yüzey oranını bizim üzerimizde uygulayarak kendine yer açmıştı. Artık solucan edasıyla yolculuğuma devam ediyordum. Ara ara "Allahhh....Sen büyüksün yarabbi" şeklinde iç geçirmelerle kendimi avutmaya çalışıyordum.
Yola çıkarken minibüsün içindeki oksijen oranı bize kadardı. Kapalı olan camlar ve artan yolcu sayısıyla birlikte camlar buğu yapmaya rengimiz atmaya başlamıştı ki Yiğit isyan edip, "Kaptan çok havasız oldu burası, camı aralar mısın!?" dedi. Ses tonundaki netlik bir kaç camın birden açılmasını sağlamıştı. Yiğit ara ara benim durumumu kontrol ediyor ve birbirimize bakıp "tsısısı" gibi sesler çıkararak gülüşüyorduk.
Kızlar devlet yurdunda inecekti, "Yurda çıkar mısınız" dedi. Kaptan dediği gibi yapmaya başladı, dik yokuşu ağır ağır çıkmaya başladı. Yiğit "3 km/saat ile gideriz heralde" diye sesli düşündü. "E arkaya oturursan böyle olur dedim." Topluca kızlar kahkaha atmaya başladı. Aslında orda amacım kızım sana söylüyorum gelinim sen anlaydı ama kendileri 50 kilodaymış gibi hiç üstlerine alınmadılar. Ses etmedim :P
Kaldığımız yurt dağın tepesinde olduğu için haliyle basınç miktarı fazla oluyor. Şoföre de sanırım bu basınç farkı etki etti ve özüne döndü. Zaten loş olan ışıklar birden kapandı ve gazino mavisi ledler yandı. Bende bi kıpırdanma başladı, o an anladım ki bunun arkasından bi şarkı da gelecekti. 5 saniye geçti geçmedi Cengiz Kurtoğlu'ndan Yıllarım çalmaya başladı. Şoför iyice kontrolden çıkmıştı. Özgür'e baktım onun da benim gibi repertuarındaydı bu şarkı, aynı anda mırıldanmaya başladık :D Kızlar bu arada gülerek indiler minibüsten. Ben istifimi hiç bozmadım, sanki topluca kız hala orada oturuyormuş gibi o boşluğa hiç yayılmadım. Sıkışan göğsümü gevşetmenin çabasındaydım. "Acaba bu biralardan birini de mi yolda düşürdük desek" diye ilk espri üzerinden gitmeye çalıştım umarsızca. Yolculuğun sonuna doğru yaklaşmıştık. Yurda varırken yaşadıklarımı gözümün önüne getirdim, her minibüs yolculuğu gibi bu da bir şeyler katmıştı bana. Minibüsten inerken üçümüz de birer Cengiz Kurtoğlu'yduk...
1-Kollektif futbol anlayaşını sergiliyemediğinizi dile getirmediğiniz (bu nasıl bir cümle oldu be?) için ömer üründülün laneti her minübüs yolculuğunda sizlerle olucaktır.
YanıtlaSil2-Bu aralar formdan acayip düştün 1 dürüm de ne demek oluyor serkan ?
3-Seni sefil bir solucan olarak görmeyi çok isterdim :D
4-Kızım sana diyorum gelinim sen anla durumunu nasıl kızlardan anlamasını beklersin birşey değil espiri ziyan olmuş halbu ki çok da yerindeymiş ama zaten havasızlıktan beyinlere oksijen gitmeyen bir durumda yazık olmuş :D
5-Bence hazır form tutmuşken minibüsün şöferiyle birlikte sapanca kenarına çekip demlenmek bayan iyi gidermiş cengiz abimle birlikte.
6-O(ilginç bir tesadüf oldu bu ikisinin yanyana gelmesi) kadar adamın çiğköfte yiyip bira içtiği bir yurdun ertesi sabah ki hava durumunu merak etmiyor da değilim.Hazır volkan külleride bahaneyken atmosfere baya bir zehirli gaz bırakmış olabilirsiniz :D